| | Üretsiz Blog oluştur

FENERBAHÇE'''

SİTEDE KÖTÜ SÖZ KULLANMAK YOKTUR ....

FENERBAHÇE YAZI...

F

                  FENER BAHÇE

         GENÇ FENER BAHÇELİLER

         ŞAMPİYON FENERBAHÇE

        TEKRAL  FENER  BAHÇE

RUS EZİYETİ...

rus eziyeti
Moskova'da sinir savaşı. Kafileyi havaalanında gerdikçe gerdiler.
Fenerbahçe, CSKA Moskova maçı için dün özel bir uçakla Rusya'nın başkenti Moskova'ya gitti.

Vnukovo Havalimanı'na inen sarı-lacivertli kafile pasaport kontrolü sırasında bir hayli sıkıntılı anlar yaşadı. Rus görevliler, futbolcuları kontrol sırasında uzun süre beklettiler.

Her oyuncunun vizesini incelemek için koltuklarını bırakarak özel bir odaya çekilen ve dakikalarca geri dönmeyen Rus görevlilerin bu tavrı sinirlerin gerilmesine neden oldu. Ayrıca Moskova'ya gelen televizyoncuların kameralarına da iki saate yakın el konuldu.

Sarı-Lacivertli takımın en az bir puan almayı hedeflediği karşılaşma 19.30'da başlayacak. Rusya'daki kritik maçı Almanya Futbol Federasyonu'ndan Knut Kircher yönetecek

CSKA MOSKOVA

Mandrykin, Semberas, Ignashevich, A.Berezutski, I.Berezutski, Zhirkov, du
Krasic (Carvalho) Rahimic Jo, V.Love

FENERBAHÇE

Volkan, Önder, Edu, Lugano, R.Carlos, Deivid, Aurelio, Deniz, Vederson, Alex, Kezman
 
avrupalı fener

Geçen sezon UEFA Kupası'nda grup maçlarında deplasmanda İspanya'nın Celta De Vigo takımına 1-0 yenilen sarı-lacivertliler, ardından kupada Almanya'nın Eintracht Frankfurt takımı karşısında İstanbul'da 2-2 beraberlik aldı.

Kupanın 3. turunda Hollanda'nın AZ Alkmaar takımı karşısında çıktığı 2 maçta 3-3 ve 2-2'lik beraberlikler alan Fenerbahçe, bu sezon Avrupa Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda RSC Anderlecht ile yaptığı 2 maçı da 1-0 ve 2-0'lık skorlarla kazandı.

Ligde (G) Grubu'ndaki ilk maçında FC Inter'i 1-0'la geçen sarı-lacivertliler, CSKA Moskova karşısında da sahadan beraberlikle ayrıldı.

Fenerbahçe, teknik direktör Zico yönetiminde çıktığı 16. Avrupa kupası maçında 5. beraberliğini aldı. Sarı-lacivertlilerin, 16 maçta 8 galibiyet, 3 de yenilgisi bulunuyor.

-ZICO YÖNETİMİNDE FENERBAHÇE'NİN AVRUPA KUPALARI MAÇLARI-
Fenerbahçe'nin Zico yönetiminde çıktığı Avrupa kupaları maçlarında aldığı sonuçlar şöyle:

2006-2007 Sezonu:
Fenerbahçe-B36 Torshavn.......: 4-0 (Appiah, Tümer, Tuncay, Önder)
B36 Torshavn-Fenerbahçe.......: 0-5 (Tuncay, Mehmet, Can, Semih, Murat)
Dinamo Kiev-Fenerbahçe........: 3-1 (Aurelio)
Fenerbahçe-Dinamo Kiev........: 2-2 (Appiah, Kerim)
Fenerbahçe-Randers............: 2-1 (R.Pedersen (kk), Kezman)
Randers-Fenerbahçe............: 0-3 (Deivid, Tuncay, Kezman)
Newcastle United-Fenerbahçe...: 1-0
Fenerbahçe-Palermo............: 3-0 (Appiah, Lugano, Tuncay)
Celta Vigo-Fenerbahçe.........: 1-0
Fenerbahçe-Eintracht Frankfurt: 2-2 (Tuncay, Semih)
Fenerbahçe-AZ Alkmaar.........: 3-3 (Tümer (2), Tuncay)
AZ Alkmaar-Fenerbahçe.........: 2-2 (Tümer, Alex)

2007-2008 Sezonu:
Fenerbahçe-Anderlecht.........: 1-0 (Alex)
Anderlecht-Fenerbahçe.........: 0-2 (Kezman, Alex)
Fenerbahçe-FC Inter...........: 1-0 (Deivid)
CSKA Moskova-Fenerbahçe.......: 2-2 (Alex, Deivid)
 Yorum Ekle (Toplam 3 yorum)
PSV farklı galip

Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçemiz'in rakibi PSV Eindhoven, Hollanda Ligi'nin 7. haftasında sahasında ağırladığı Willem II'i 3-0 ile geçti. PSV'yi galibiyete taşıyan goller Koevermans ve Farfan'dan geldi.

Maça rakibini baskı altına alarak başlayan PSV Eindhoven, ilk yarıyı eski AZ Alkmaar'lı Danny Koevermans'ın 22 ve 45. dakikalardaki iki golüyle 2-0 önde kapadı. Maçın 76. dakikasında Perulu golcü Jefferson Farfan, takımına 3. golü getirdi.

Bu galibiyetin ardından ligdeki puanını 17'ye çıkaran PSV, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna yükseldi. Willem II ise 5 puanda kaldı.

Öte yandan kendi sahası olan Philips Stadion'da bu yıl PSV fırtınası esiyor. Sahasında oynadığı 4. maçı da gol yemeden kazanan PSV, bu dört maçta 13 tane de gol attı. Deplasmanda oynadığı üç maçın iki tanesinde puan kaybı yaşayan Kırmızı-Beyazlı ekip, kendi sahasına geleni affetmeyecek gibi gözüküyor...

FENERBAHÇE KADROSU

KALECİLER:

1-Volkan Demirel

23-Serdar Kulbilge

32-Volkan Babacan

89-Fehmi Mert Günok

DEFANS:

2-Diego Lugano

3-Roberto Carlos

5-Yasin Çakmak

6-Gökçek Vederson

17-Can Arat

19-Önder Turacı

24-Deniz Barış

36-Eduardo Luis Abonizio De Souza

77-Göhkan Gönül

ORTA SAHA:

4-Stephan Appiah

7-Kemal Aslan

11-Tümer Metin

15-Mehmet Aurelio

18-Ali Bilgin

20-Alex De Souza

21-Selçuk Şahin

25-Uğur Boral

32-Gürhan Gürsoy

FORVET:

8-Colin Kazım Richards

9-Mateja Kezman

23-Semih Şentürk

38-İlhan Parlak

99-Deivid De Souza

 Yorum Ekle (Toplam 312 yorum)
Kasımpaşa 1-2 Fenerbahçe

Kasımpaşa 1-2 Fenerbahçe

 90' 4. Hakem 3 dakika uzatmayı işaret etti

87' Appiah'ın Kasımpaşa ceza alanında yaptığı rövaşata üstten auta gitti.

86' Kasımpaşalı Moritz'in sert şutunu Volkan önledi.

85' Semih çıktı, Selçuk oyuna girdi. Kaptanlık pazubandını Volkan taktı.

78' Tümer çıktı, Ali Bilgin girdi.

77' Tehoure'nin kafa şutunu Volkan yatarak kurtardı.

72' Deivid çıktı. Colin Kazım oyuna girdi.

69' R.Carlos'un çok uzak mesafeden sert vuruşunun kaleci kurtardı.

62' Seri çalımlara Kasımpaşa kalesine yönelen R.Carlos faulle durduruldu. Serbest vuruşu Vederson kullandı. Top kornere çıktı.

56' Gökhan, yaptığı presle Kasımpaşa ceza alanında topu kazandı, vuruşunu kaleci kornere gönderdi.

54' R.Carlos'un ortasında, Semih'in kafa şutu, az farkla üstten auta gitti.

48' Vederson'un soldan ortasına Semih'in vuruşu üstten auta gitti.

46' İkinci yarıya Kasımpaşa başladı.

İlk yarı Fenerbahçemizim 2-1'lik üstünlüğüyle sona erdi.

37' Tehoure,  sağdan çaprazdan sert vurdu. Top, sol köşeden filelerimizle buluştu ve durum 1-2 oldu.

36' Kasımpaşalı Faruk'un ceza yayımız üzerinden çektiği şut az farkla yandan auta gitti.

35' Semih'in, Kasımpaşa ceza alanı içinden yaptığı vuruş üstten auta gitti.

32' Tehorure, sol çaprazdan vurdu. Volkan, iki hamlede topa sahip oldu.

29' Appiah'ın sert şutu Kasımpaşa defansından döndü.

21' Kasımpaşa atağında Tehoure, Volkan'la karşı karşıya kaldı. Volkan zamanında bir müdaheleyle, yatarak, ayaklarıyla topu uzaklaştırdı.

15' Kasımpaşalı Tehoure ceza sahamıza girer girmez sert vurdu. Top, Volkan'ın korudğu kalenin sol direğinden döndü.

13' GOOOOOOOOOL. GOOOOOOOOOOOOOL.... GOOOOOOL. Semih'in soldan ortasında Deivid, Kasımpaşa kalesinin önünde kafa vuruşuyla topu filelere gönderdi ve takımımızı 2-0 öne geçirdi.

12' Kasımpaşalı Faruk'un soldan orta şut karışımı vuruşu az farkla auta gitti

7' GOOOOOOOOOOOOOL GOOOOOOOOOL GOOOOOOL... Kasımpaşa ceza alanının hemen önünden, ceza sahası yayının hemen yanından kazanılan serbest vuruşu Tümer mükemmel kullandı. Top sol köşeden Kasımpaşa fileleriyle buluştu ve takımımız 1-0 öne geçti.

5' Sağ taraftan Gökhan'ın yaptığı ortada Semih'in kafa şutu sol üstten az farkla auta gitti

1' Maça Fenerbahçemiz başladı

Taraftarların çağrısına uyarak, ki takım oyuncuları, taraftarları birlikte selamladı

Takımımız sarı-lacivert çubuklu formasıyla mücadele edecek.

İstiklal Marşımız okunuyor Stat: Olimpiyat

Hakemler: Zafer Önder İpek

FENERBAHÇE: Volkan, Gökhan, Lugano, Edu, R.Carlos, Appiah, Aurelio, Tümer, Vederson, Deivid, Semih

Turkcell Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçemiz Kasımpaşa ile karşı karşıya geliyor

FENERBAHÇE 2007 KADROSU...

FENERBAHÇE KADROSU

KALECİLER:

1-Volkan Demirel

23-Serdar Kulbilge

32-Volkan Babacan

89-Fehmi Mert Günok

DEFANS:

2-Diego Lugano

3-Roberto Carlos

5-Yasin Çakmak

6-Gökçek Vederson

17-Can Arat

19-Önder Turacı

24-Deniz Barış

36-Eduardo Luis Abonizio De Souza

77-Göhkan Gönül

ORTA SAHA:

4-Stephan Appiah

7-Kemal Aslan

11-Tümer Metin

15-Mehmet Aurelio

18-Ali Bilgin

20-Alex De Souza

21-Selçuk Şahin

25-Uğur Boral

32-Gürhan Gürsoy

FORVET:

8-Colin Kazım Richards

9-Mateja Kezman

23-Semih Şentürk

38-İlhan Parlak

99-Deivid De

ATATÜRK VE FENERBAHÇE...

Atatürk ve Fenerbahçe

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Fenerbahçeli’ydi. Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi Kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi: "Burada üçe üçüz... Çünkü ben de Fenerbahçeliyim!"

5 Haziran 1932’de Kulübümüzün Kuşdili’ndeki binası yanınca, ilk bağış yine Büyük Önderimiz’den geldi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kulübümüzü ziyareti sırasında, hatıra defterimize yazdığı satırlar şöyledir;

"Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."

3.5.1918 - Ordu Kumandanı - Mustafa Kemal

9 AYRI OLAYLA DOĞRULANAN BİR GERÇEK:
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk’ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışcasına Türklerin Atasının zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor.

Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat’ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı’ymış gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 66 yıl sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten sesler geliyor. Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de BJK taraftarı. Jimnastik kulübümüzün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı tarafından Atatürk’ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken Atatürk’ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara "kafa karıştırmaloji uzmanları" demek yerinde olacak. Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.

Galatasaraylı’lara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk’ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin Galatasaray Kulübü’nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk’ü konu eden, onu kulüpler üstü gösterme çabalarında olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...

"ATATÜRK’ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk’ün hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında yaklaşmaktır."

Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen’in 1914 yılında binbaşı rütbesinde ki Mustafa Kemal’i Galatasaray’ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk’e geç ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal’in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.

Atatürk ve Fenerbahçe - 2. Sayfa

Galatasaray’a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü’nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler’de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim."

Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır. Buraya dek Galatasaraylı’ların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen’in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Özetle Adnan Işık, "Atatürk sadece Fenerbahçe kulübünün hatıra defterine izlenimlerini duygularını yazmamıştır. Galatasaray’a da maç davetinden ötürü teşekkür mektubu yazmıştır. Karşıyaka ve Altay Kulüpleri’nin hatıra defterlerine de duygularını yazmıştır. Güneş Kulübü’nün Taksim Sıraselviler’de ki lokalinde iki kez kulübün çay davetine katılmıştır. Annesini ziyarete gittiğinde Beşiktaşlı jimnastikçileri camdan izleyip ilgi göstermiştir gibi örnekler verdikten sonra, soyadından da belli o Türklerin Atasıdır. Ayrımcılık yapacak bir konumda ve karakter yapısında değildi. O nedenle tüm kulüplere aynı mesafede yaklaşmıştır." demeye getiriyor. Bundan öte Sayın Adnan Işık’ın yazısını bağlaması da ilginç. Atatürk her şeye karşın illa bir takıma sempati duydu ise, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." dediğine göre bu nitelikler hangi kulüpte varsa Atatürk o takımın taraftarıdır demeye getirmiştir. "

Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü’nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata’nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı!" Bu son cümleleri ile aslında bir bakıma sanki Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğunu da saklamadan söylemiş oluyor ya neyse..! Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü’nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata’nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı! Yoksa onun Galatasaraylı olduğunu Beşiktaşlılara taş çıkartacak çeşitli sav ve teorilerle kanıtlamaya çalışıp, savunmayacaklar mıydı..! Şimdi artık son noktayı koyma adına bu konuyu bir kez daha tüm tarihi gerçekleri ve kanıtlarıyla inceleyip, irdeleyeceğiz.

ATATÜRK’ÜN FENERBAHÇELİLİĞİ:
Biz Fenerbahçeli’lerin büyük gurur duyacağı bir ayrıcalık var. Fenerbahçe’mizi Atatürk de severdi ve her zaman büyük ilgi gösterirdi. İşte sizlere Atamız’ın Fenerbahçeli’liğini, onun camiamıza olan ilgisini gösteren, tartışmasız kanıtlayan tarihsel olayları, verileri zaman sırasıyla sunuyoruz.

1- ATATÜRK’ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜNÜ ZİYARETİ
Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyor. Düşman donanması, Mustafa Kemal’in başında olduğu, savunduğu Çanakkale Boğazı’nı geçememiş ve tam bir yenilgiye uğramıştı. Artık Mustafa Kemal’i başka cephelerde başka savaşlar beklemektedir. Bu arada cepheden İstanbul’a kısa bir tatile gelmiştir. Bu eşsiz kahramanın İstanbul’da yapacağı bir sürü işi, bir sürü teması olacağını tahmin etmek her halde güç olmasa gerek. Buna karşın o denli işinin arasında Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret etmek istemiştir. Bu istek bizzat o yıllarda Anafartalar Kahramanı olarak anılan Mustafa Kemal’den mi gelmiştir, yoksa yakın arkadaşı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sabri Toprak mı onu yönlendirmiştir orası bilinmiyor. Ancak Sabri Bey’in onu yönlendirmiş olabileceği akla ve mantığa daha yakın.

Atatürk ve Fenerbahçe - 3. Sayfa

Galatasaray’a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü’nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler’de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim."

Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır. Buraya dek Galatasaraylı’ların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen’in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Özetle Adnan Işık, "Atatürk sadece Fenerbahçe kulübünün hatıra defterine izlenimlerini duygularını yazmamıştır. Galatasaray’a da maç davetinden ötürü teşekkür mektubu yazmıştır. Karşıyaka ve Altay Kulüpleri’nin hatıra defterlerine de duygularını yazmıştır. Güneş Kulübü’nün Taksim Sıraselviler’de ki lokalinde iki kez kulübün çay davetine katılmıştır. Annesini ziyarete gittiğinde Beşiktaşlı jimnastikçileri camdan izleyip ilgi göstermiştir gibi örnekler verdikten sonra, soyadından da belli o Türklerin Atasıdır. Ayrımcılık yapacak bir konumda ve karakter yapısında değildi. O nedenle tüm kulüplere aynı mesafede yaklaşmıştır." demeye getiriyor. Bundan öte Sayın Adnan Işık’ın yazısını bağlaması da ilginç. Atatürk her şeye karşın illa bir takıma sempati duydu ise, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." dediğine göre bu nitelikler hangi kulüpte varsa Atatürk o takımın taraftarıdır demeye getirmiştir. "

Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü’nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata’nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı!" Bu son cümleleri ile aslında bir bakıma sanki Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğunu da saklamadan söylemiş oluyor ya neyse..! Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü’nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata’nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı! Yoksa onun Galatasaraylı olduğunu Beşiktaşlılara taş çıkartacak çeşitli sav ve teorilerle kanıtlamaya çalışıp, savunmayacaklar mıydı..! Şimdi artık son noktayı koyma adına bu konuyu bir kez daha tüm tarihi gerçekleri ve kanıtlarıyla inceleyip, irdeleyeceğiz.

ATATÜRK’ÜN FENERBAHÇELİLİĞİ:
Biz Fenerbahçeli’lerin büyük gurur duyacağı bir ayrıcalık var. Fenerbahçe’mizi Atatürk de severdi ve her zaman büyük ilgi gösterirdi. İşte sizlere Atamız’ın Fenerbahçeli’liğini, onun camiamıza olan ilgisini gösteren, tartışmasız kanıtlayan tarihsel olayları, verileri zaman sırasıyla sunuyoruz.

1- ATATÜRK’ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜNÜ ZİYARETİ
Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyor. Düşman donanması, Mustafa Kemal’in başında olduğu, savunduğu Çanakkale Boğazı’nı geçememiş ve tam bir yenilgiye uğramıştı. Artık Mustafa Kemal’i başka cephelerde başka savaşlar beklemektedir. Bu arada cepheden İstanbul’a kısa bir tatile gelmiştir. Bu eşsiz kahramanın İstanbul’da yapacağı bir sürü işi, bir sürü teması olacağını tahmin etmek her halde güç olmasa gerek. Buna karşın o denli işinin arasında Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret etmek istemiştir. Bu istek bizzat o yıllarda Anafartalar Kahramanı olarak anılan Mustafa Kemal’den mi gelmiştir, yoksa yakın arkadaşı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sabri Toprak mı onu yönlendirmiştir orası bilinmiyor. Ancak Sabri Bey’in onu yönlendirmiş olabileceği akla ve mantığa daha yakın.,

Atatürk ve Fenerbahçe - 4. Sayfa

ATATÜRK’ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜ’NÜ ZİYARETİ (Devam)
Tarih 3 Mayıs 1918, İstanbul’da parlak bir ilkbahar güneşi olduğunu biliyoruz. Bu o gün kulüpte olanlardan öğrenilmiştir. Ayrıca yıllarca kulübümüzün en yaşlı üyelerinden olan 1907 doğumlu Kamil Dinçay ağabeyin kulübe çok yakın oturduğundan dolayı o günkü ziyareti 11 yaşındaki bir çocuk olarak baştan sona izlediğini bir çok yerde anlattığını biliyorum. Savaş, Osmanlı Devleti’nin başkentinde direkt olarak hissedilmese de sokaklarda gezen üniformalıların çokluğu bunu anımsatıyordu. Öğleden sonra Moda’dan Kuşdili’ne giden yolda iki kişi yürümekteydi. Bunlardan biri sivil kıyafetli sarı saçlı mavi gözlüydü. Bu, Anafartalar Kahramanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa’dan başkası değildi. Yanında İttihat ve Terakki Partisi Genel Sekreteri ve Büyük Atamız’ın en sevdiği arkadaşlarından biri hatta belki de birincisi Sabri Toprak vardı.

Zaten Birinci Dünya Savaşı sıralarında her İstanbul’a gelişinde Sabri Bey’in Moda’daki evinde kalırdı. Sabri Bey o sıralar kulübün o zamanki tanımıyla umumi reisi (genel başkanı) idi. Atatürk bu kez de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak Filistin Cephesi’ne giderken birkaç günlüğüne İstanbul’a uğramıştı. Vakit öğleden sonra idi. Kuşdili Çayırı’nın yanında ki kulübümüzün Kuşdili Lokali’ne geldiler. Çanakkale’de düşmana geçit vermeyerek ünlenmiş artık herkes tarafından tanınan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal ile Kulübü ziyarete geleceklerini Sabri Bey önceden bildirdiği için Fenerbahçeliler onu bekliyorlardı. Önce yorgunluk kahvesi içildi. Ardından da Dr. Hamit Hüsnü ve Elkatipzade Mustafa Beyler ile birlikte lokalin ikinci katında kupaların olduğu bölüm gezildi. Daha sonra Elkatipzade Mustafa Bey kendisine kulüp hatıra defterini uzattı. Fenerbahçeli’lerin bu aziz konuğu Fenerbahçe hatıra defterine hepinizin bildiği o ünlü sevgi ve takdir duygularını yazmıştır.

Genç kuşaklarında daha iyi anlayabilmeleri için tarafımızdan biraz sadeleştirip, günümüzün Türkçe’sine çevrilmiştir.
"Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir. Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum. 3.5.1918 / Ordu Komutanı Mustafa Kemal "

Son olarak kulüpten ayrılmadan önce limonata içen Ulu Önder Atamız kulübümüzde aşağı yukarı iki saat kadar kalmıştır. Dönüş zamanı geldiğinde bu kez Fenerbahçe Kürek Şubesi’nin beyaz renkli iki çifte yarış teknesine (fıta) Kurbağalıdere kenarındaki kulübün iskelesinden binildi. Kürekte Elkatipzade Mustafa Bey vardı. Mustafa Kemal Paşa Fenerbahçeli’lere son söz olarak: "Fenerbahçe’ye sonsuz muvaffakiyetler (başarılar) dilerim, Allahaısmarladık" demişti.

Atatürk ve Fenerbahçe - 5. Sayfa

6- ATATÜRK KULÜBÜNE YARDIM EDİYOR
5 Haziran’ı 6 Haziran 1932’ye bağlayan gece Fenerbahçe’mizin Kuşdili’nde ki ahşap lokalinde yangın çıkmıştı. Kulüp binamız içindeki, tarihsel fotoğraflar, tüm branşlara ait malzemeler, kulübün tüm evrakları, kütüphane ve mobilyalar bina ile birlikte tamamen yandılar. Kısaca çok az eşya kurtarılabilmişti. Kulübümüz yuvasız kalmıştı. Gazeteler yardım kampanyaları açtılar. Örneğin Cumhuriyet Gazetesi her gün bağış yapanları adları ile yayınlıyordu. 20 Haziran 1932 pazartesi günü yapılan bağışlarla o güne kadarki bağış toplamının 791 Lira’yı bulduğunu Cumhuriyet Gazetesi’nden öğreniyoruz 21 Haziran 1932 Salı gününe ait 2917 no’lu Cumhuriyet Gazetesi’ni elinize aldığınızda ise 1. sayfanın sağ üst köşesinde bir haber dikkati çekiyordu. "Gazi Hazretleri Fenerbahçe’ye 500 Lira teberru ettiler." Atamızın gönderdiği bu 500 liralık bağış miktarını lütfen küçümsemeyin ve şunu da göz önüne alın. Atatürk bu tür harcamalarını kesinlikle hep kendi maaşından, cebinden yapardı. Yani bu bir tür devlet kesesinden hovardalık değildi. Gazeteyi incelediğimizde 10-12 günde yapılan toplam bağış miktarının 791 Lira olduğu görülüyor. Atamız tek başına 500 Lira göndermiş ve miktar bir anda 1300 Lira’ya fırlamıştır. Acaba Atatürk kendini neden bağış yapma zorunluluğunda hissetti. Bu bağış Atatürk’ün Fenerbahçe Kulübü ile bir gönül bağı, bir gönül ilişkisi olduğunun en somut bir kanıtı bence... Yukarıda sizlere Atamızın gönül verdiği kulübüne yaptığı maddi yardımın miktarını açıkladık. Bu yardımın manevi değerinin hesaplanamaz ölçüde olduğunu söylememize gerek yok herhalde!..

7- "FENERBAHÇE SU TOPU TAKIMI GELSİN."
Atatürk’ün Fenerbahçeli oluşunun bir başka kanıtı da ilginçtir. 1987’de bir ziyaretimde rahmetli Rüştü Dağlaroğlu anlatmıştı. Onun ağzından sıcağı sıcağına tuttuğum notları biraz kısaltarak aktarıyorum. "Şahsi gayretlerimle Fenerbahçe su topu takımını kurdum. O zaman babam bana 5 lira haftalık veriyordu ki bu çok büyük bir meblağ sayılırdı. Ben kurduğum takım kulüpte üvey evlat muamelesi gördüğü için istisnasız bu paranın hepsini takıma harcıyordum. Zaten o zaman da kulübün gideri gelirinden fazla idi. Kulüpten bir lira yardım almadığım gibi örneğin Mahmutpaşa’dan aldığım bornozlar ve başlıklar ya çalınıyor ya kayboluyordu. İki hafta sonra yenisini almaya gittiğimde ise aynı renktekini bulamıyordum. Bu sıralarda Atatürk dinlenmek üzere Yalova’ya gelmişti. Onun onuruna Yalova’da çeşitli spor gösterileri düzenlemişler. Bir de Yalovalı gençler ile su topu karşılaşması öngörülmüştü, benim başlangıçta hiçbir şeyden haberim yoktu. Bir gün telefonum çaldı. Arayan Su Sporları Federasyonundan Rıza Sueri Bey’di. (O dönemlerde yüzme, sutopu, yelken sporları tek çatı altında örgütlenmişti.) Rıza Sueri bana pazar günü Termal Havuzunda Atanın huzurunda müsabaka yapmaya Fenerbahçe su topu takımının gideceğini ve hazırlanmamızı söyledi. Ben şaşırmıştım. Ancak o an bir şey soramadım. İki üç gün sonra Federasyona gittim, bütün isteğim takımı Yalova’ya götürmemekti. Çünkü o dönemdeki diğer su topu takımlarının hemen tümünün kıyafetleri bizden çok daha derli topluydu. Sueri’ye ısrarla Ata’nın huzuruna böyle çıkmanın saygısızlık olacağını ve başka bir takımı Yalova’ya göndermelerini söylediğimde; "Bu imkansız, gitmek zorundasınız" diyerek bana şiddetle karşı çıktı. Nedenini sorduğumda ise cevabı çok kısa oldu. "Elimizde değil, Gazi Paşa hazretleri öyle arzu ettiler".

8- "BÜSTÜMÜ KOYABİLİRSİNİZ."
Atatürk büstlerinin her tarafa konulması ve heykelerinin dikilmesi konusunda hassastı. Gösterişli törenlerle yurdun dört bir yanını büstler heykellerle donatmak belli ki o eşsiz kahramana ters geliyordu. Yaşamı boyunca bu tip davranışları özendirmemiş uygun bulmamıştı. İnsanlar onun fikirlerini özümsemeli devrimlerinin bekçisi olmalıydı. Ancak bu konuda istisnalardan bir tanesini Fenerbahçeliler yaşadı. Fenerbahçe Kulübü’nün 1 Haziran 1934 yıldönümü bayramında stadına ant içerek bir Atatürk büstü koymak için istediği izini bizzat yine Atatürk kabul etmiş ve olur vermişti. Böylelikle Fenerbahçe Stadı Türkiye’de Atatürk’ün büstünün konmasına izin verdiği tek stat olma özelliği ve onurunu hala taşımaktadır.

9- "FENERBAHÇE KULÜBÜ VE GENÇLİK BURADA DENİZ SPORLARI İLE UĞRAŞSIN"
Galatasaraylı Spor Tarihçisi Haluk San 1981 yılında kaleme aldığı "Belgeleri ile Türk spor tarihinde Atatürk" adlı çalışmasının 129. sayfasında şöyle yazar: "ATATÜRK 1937’DE FENERBAHÇE KOYUNDA " Yıl 1937 - Atatürk bir yıl önce üç kez gittiği Moda koyunun Fenerbahçe yönündeki durumunu yerinde incelemeyi uygun buluyor ve 1937 yılı yaz aylarında yanındakilerle birlikte Kalamış ve Fenerbahçe’yi gezerek, ilgililere önemli direktifler veriyordu. Bu konu, "Türk amatör sporunun hizmetinde 20 yıl İstanbul - İstanbul Yelken Kulübü 1952 - 72 adlı broşürün ilk sayfalarında şöyle bildirilmektedir: "Büyük kurtarıcımız ATATÜRK 1937 yılı yazında Fenerbahçe’yi gezerek, yanında bulunan devlet adamlarına ve diğer ilgililere mendireğin ve diğer yarımadanın büyük bir ihmal içindeki durumunu göstererek: Mendireğin onarılmasını ve Fenerbahçe’nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşabilmesi için merkez yapılmasını arzu ettiğini söylemişlerdir. İşte K. ATATÜRK’ün bu emirlerini gerçekleştiren kuruluş olarak haklı ve sonsuz bir övünç duymaktayız."

Atamız burada dikkat ederseniz Türk gençlerinin ya da Fenerbahçeli gençlerin demiyor. (yani burada Fenerbahçe semtinde oturan gençler kastedilmiyor. O yıllarda Fenerbahçe burnunda ya da bugünkü Fenerbahçe semtinde zaten fazla oturan yoktu. Adres net ve açıktır, "Fenerbahçe’nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşması" ya da bunu şöyle de tanımlayabiliriz: Gençlik Fenerbahçe Kulübü’nde deniz sporları ile uğraşsın. Burada Fenerbahçeli gençler deniz sporları yapsın..! Bu söylemde doğrudan Fenerbahçe Kulübü’nün ve onun gençlerinin amaçlandığı çok açık bir şekilde görülüyor. Atamızın 1937 yılında ki "Fenerbahçe Kulübü burada (Fenerbahçe burnunda) gençliğin deniz sporları ile uğraşmasını sağlasın." direktifi onun ölümünden yıllar sonra gerçekleşti. Cem Atabeyoğlu’nun Hisarbank Kültür Yayınları’ndan çıkan "Atatürk ve Spor " 1981 adlı yapıtında da aynı konu işlenmektedir.

Atatürk ve Fenerbahçe - 6. Sayfa

SONUÇ
Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Kurtarıcı ve Devrimci’nin Fenerbahçe Kulübü’ne gösterdiği bu özel ilgi ve sevgiyi kanıtlamak için dokuz ayrı konuda dokuz ayrı olayı, anekdotu naklettik. Bu anlatılanlar, yazılanlar ayrı zaman ve mekanlarda geçmelerine karşın odak noktaları - ana fikir - tektir. " FENERBAHÇE SEVGİSİ"

Bu yazdıklarımızın hepsi tanıklarıyla ya da belgeleriyle kanıtlanmış gerçeklerdir. Bir kısmı zamanının gazete, dergi v.b. arşivleri tarandığında görülecektir. Bir kısmı da, o olayı bizzat yaşamış olanların daha sonra olayı üçüncü şahıslara nakletmeleri sonucu öğrenilmiştir. Fenerbahçeli olmayanlara sesleniyorum. Yokluktan yepyeni çağdaş bir ülke yaratan Atatürk hepimizindir. O eşsiz insanın Fenerbahçe’ye gösterdiği özel ilgi ve sevgiyi yani kulübümüzün taraftarı olmasını yadırgamayın, kıskanmayın. Sonuçta onunda herkes gibi duyguları, tutkuları, sevgileri olmasından doğal ne olabilir. O büyük insan kendini halkından soyutlamamış ve dört duvar arasına hapsetmemiş, hayatı boyunca halktan biri gibi davranmış ve yaşamış bir önderdi. O eşsiz insanla ilgili bir anekdotu bu konuyla doğrudan ilgili olduğu - örtüştüğü - için yazıyorum. Cumhuriyetin 12. yıldönümü ile ilgili törenler, düzenlemeler nedeniyle hazırlanan ve Ankara’nın çeşitli yerlerine asılacak dövizlerin listesi Atatürk’e gösterilmiş. Bunlar arasında "Atatürk en büyük Türk’tür." "Asırlar boyunca gelen en büyük Türk" ve bunlara benzer dövizler, afişler v.b. vardır. Atatürk listedeki bu tür ibarelerin bunlara gerek yok dercesine elindeki kalemle üstünü çizer (iptal eder) ve sadece şunu yazar: "ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR."

20. yüzyılın eşsiz ve en büyük insanı ATATÜRK yaşamı boyunca bütün tercihlerini, doğru bildiklerini, inandığı gerçekleri, tutkularını, kamufle etmeden doğrudan halkıyla paylaşmıştır. Soruyorum : Kendi anlatımı ile bizden biri olan böyle bir insanın bir spor kulübünün taraftarı olmasında ne gibi bir olağanüstülük ya da tuhaflık olabilir. Yüce Atatürk’ün gönül verdiği, taraftarı olduğu kulübü deklare etmemesi, belli etmemesi düşünülebilir mi? Bu konuya nokta koyarken Büyük Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu’nun "Fenerbahçe Tarihi" adlı büyük eserinde yaptığı şu değerlendirmeye tamamen katıldığımızı da ifade ederek buraya aynen alıyoruz.

"Büyük Kurtarıcının Fenerbahçe Kulübü’ne gösterdiği bu özel ilgi, sevgi ve muhabbeti kesinlikle yadırgamamak ve çok da görmemek gerekir. Fenerbahçe gibi Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasına her aşama ve sahada hizmet veren, her türlü tehlikeyi göze alıp silah ve adam kaçıran, futbol takımından hepsi subay beş elemanını SAKARYA savaşlarına gönderen, o karanlık yıllarda en güçlü düşman takımlarını ard arda yenerek, ulusuna ümit ve iman aşılayan ve böylece genç cumhuriyetin temel mayasında PAY SAHİBİ olan bir kulübü Ulu Önder elbette ki özel bir sevgi ile sevecek ve hatta 10 Ağustos 1928 akşamı yaptığı gibi. "BEN DE FENERBAHÇELİYİM.." derken bunu övünerek söyleyecekti."

Atatürk tüm kulüplere aynı davranmıştı ya da Beşiktaşlı idi savını ortaya atanlara son olarak şunu yazmama izin veriniz: O Karşıyaka kulubünün defterine duygularını yazmıştı, Altay kulübünde de aynı şeyi yapmış, bir de maçını izlemiştir. Beşiktaşlı’ları evinin camından seyretmiş, onlarla bir kez konuşmuş, Galatasaray’ın maç davetine teşekkür mektubu yazmış, bir kez maçını izlemiş Güneş Kulübünün iki kez çayına gitmiştir. Tüm bunlar onun Türk gençliğini Türk sporcularını ve spor kulüplerimizi ayrı ayrı çok sevdiğini gösteriyor. Zaten Türkiye Cumhuriyetini gençlere emanet edişinden de bu özel sevgi ve güven anlaşılabilir. Ancak aynı Atatürk’ün Fenerbahçe’ye olan sevgi ve muhabbeti bir üstünlük apayrı bir özellik taşımıştır. Çünkü Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret etmiş, hatıra defterine duygularını yazmış, maçına gitmiş yaz balosuna katılmış, yangından sonra kulübüne maddi yardımda bulunmuş, Yalova Termal’deki gösteri maçına Fenerbahçe su topu takımını davet ettirmiş, stadına büstünün konmasına izin vermiş, Fenerbahçe kulübü mensuplarının deniz sporları ile iglilenmesi isteğini dile getirmiş bu konuda direktif vermiştir. Herşeyden önemlisi tüm bunları hiç hesaba katmamıza gerek bırakmayacak şekilde iki kez Fenerbahçeli’liğini deklare etmiştir. Atatürk’ün hala Beşiktaşlı olduğunu savlayanlara ya da onun kulüpler üstü sayılması gerektiğini yazıp çizenlere bugün ne dememiz gerektiğini siz değerli okuyuculara bırakıyorum. Eskiden bu kişilere Kulüpçü denirdi. Bunların yaptıkları gerçekten de tam bir kulüpçülük...

Galatasaraylı Haluk San ile Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu spor tarihçileri olarak " Türk Futbol Tarihi" adlı kitabın hazırlanması sırasında Dağlaroğlu’nun Taksim’deki evinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan birinde Haluk San, Dağlaroğlu’na , " Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğunu biliyor muydun? " diye sorduktan sonra Ruşen Eşref Ünaydın’dan duyduğu Atatürk’ün Ben de Fenerbahçeliyim dediği anektodu anlatmaya kalkınca, Dağlaroğlu "Bunu bize 1951’da Atina’da kendisi anlatmıştı. Benden başka salonda diğer atletler de vardı" demiştir. Bu olayı Rahmetli Rüştü Dağlaroğlu’nun oğlu Müjdat anlattı. Kendisine bu yazıda verdiği bilgiler için şükranlarımızy sunarız.

FENERBAHÇE YÖNETİMİ...

Yönetim


 

AZİZ YILDIRIM - BAŞKAN
Doğum Yeri ve Tarihi :
Diyarbakır, 02.11.1952
Öğrenim Durumu : A.D.M.M. Akademisi İnşaat Mühendisliği Bölümü
Mesleği/İşi : İnşaat Mühendisi / Müteahhit
Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuğu sahibi 
Yabancı Dil: İngilizce


 

NİHAT ÖZDEMİR - BAŞKAN VEKİLİ, BASIN SÖZCÜSÜ
Doğum Yeri ve Tarihi : Diyarbakır, 05.04.1950
Öğrenim Durumu : Yüksek Okul - Master
Mesleği/İşi : Makine Yüksek Mühendisi / İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi 
Yabancı Dil: İngilizce


 

ALİ KOÇ - ASBAŞKAN, KURUMSAL İLETİŞİM
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul, 2 Nisan 1967
Öğrenim Durumu : İşletme Fakültesi, Master Harvard Üniversitesi, Boston, Massachusetts, A.B.D.
Mesleği/İşi : İşletmeci - Firma sahibi
Medeni Hali : Evli, 1 çocuk sahibi 
Yabancı Dil: İngilizce 


 

VEDAT OLCAY - GENEL SEKRETER
Doğum Yeri ve Tarihi : Nusaybin, 10.02.1940
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 1 çocuk sahibi 
Yabancı Dil: İngilizce



 

NİHAT ÖZBAĞI - ASBAŞKAN, YATIRIM VE PROJELER
Doğum Yeri ve Tarihi :
Elazığ, 23.07.1950
Öğrenim Durumu : İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi
Mesleği/İşi : Yüksek Mimar / Müteahhit
Medeni Hali : Evli, 1 kız çocuğu sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


 

ALAEDDİN YILDIRIM - ÜYE
Doğum Yeri ve Tarihi : Alanya, 30.04.1962
Öğrenim Durumu : Yüksel Okul Mezunu
Mesleği/İşi : Müteahhit
Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuğa sahip
Yabancı Dil : İngilizce, Fransızca 
 



 

OSMAN MURAT ÖZAYDINLI - ASBAŞKAN, MUHASİP ÜYE
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul, 22.05.1954
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : Yüksek Makine Mühendisi
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce 
 


 

MİTHAT YENİGÜN - ASBAŞKAN, SOSYAL İŞLER VE DERNEKLER
Doğum Yeri ve Tarihi :
Midyat, 1947
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : Y. İnşaat Mühendisi
Medeni Hali : Evli, 3 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


 

MAHMUT NEDİM USLU - ASBAŞKAN, AMATÖR Ş. SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi :
Adana,1947
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce 

 


 

SERHAT ÇEÇEN - ASBAŞKAN, RESMİ KURUMLARLA İLİŞKİLER
Doğum Yeri ve Tarihi : Ankara, 04.11.1975
Öğrenim Durumu : Bentley Üniversite İşletme Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


 

FARUK NEŞET YALÇIN - ASBAŞKAN, DIŞ İLİŞKİLER SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 23.04.1972
Öğrenim Durumu : ABD İşletme
Mesleği/İşi : Serbest Meslek
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce

 


 

TUNCAY UZUN - ASBAŞKAN, SPOR ÜRÜNLERİ A.Ş SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi : Malatya , 28.02.1967
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : Sanayici
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce
 


 

ŞEKİP MOSTUROĞLU - ASBAŞKAN, HUKUK VE KURUMSAL İLİŞKİLER
Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul , 20.04.1966
Öğrenim Durumu : İ.Ü Hukuk Fakültesi
Mesleği/İşi : Avukat
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


 

TAHİR PEREK - ASBAŞKAN, MALİ İŞLER KOORDİNASYON
Doğum Yeri ve Tarihi : Niğde/Aksaray, 05.03.1940
Öğrenim Durumu : Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi
Mesleği/İşi : Yeminli Mali Müşavir
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce



ÖMER TEMELLİ - FUTBOL ALT YAPI
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul , 02.09.1963
Öğrenim Durumu : Bursa Uludağ Ünv. İktisat
Mesleği/İşi : Serbest Meslek
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


_______________________________________________________

YEDEK ÜYELER


 

ÜNAL UZUN - SOSYAL İŞLER SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi :
Antalya , 26.06.1948
Öğrenim Durumu : Kara Harb Okulu Mezunu
Mesleği/İşi : E.Sb./ Lobby Uluslar arası Halkla ilişkiler Tan., Tur. Org. Hiz. A.Ş. - Yönetim Kurulu Başkanı
Medeni Hali : Evli, 1 kız, 1 erkek çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


SEMİH ÖZSOY - BASKETBOL ŞB. YRD.
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul , 29 Nisan 1968
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce



 

TURHAN ŞAHİN - FB EĞİTİM AŞ
Doğum Yeri ve Tarihi :
Bulgaristan 15.06.1945
Öğrenim Durumu : İstanbul Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi
Mesleği/İşi : İthalat, ihracat, Arazi araştırma geliştirme uzmanlığı
Medeni Hali : Evli, 2 kız, 2 erkek çocuk sahibi
                                Yabancı Dil : İngilizce


 

HAKAN DİNÇAY - VOLEYBOL ŞB. SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 11.09.1961
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 3 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce



 

ERCAN KARASU - DERNEKLER SOR. YARD.
Doğum Yeri ve Tarihi :
 Erzurum , 07.02.1969
Öğrenim Durumu : Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Mesleği/İşi : Mimar / İnşaatçı
Medeni Hali : Bekar
Yabancı Dil : Almanca

FENERBAHÇENİN BAŞKANLARI...

Başkanlarımız

<:ATOMICELEMENT id=ms__id18228><:AtomicElement id=ms__id12395>

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

 

FENERBAHÇE TESİSLERİ...

Tesisler

FENERBAHÇE ŞÜKRÜ SARACOĞLU STADYUMU
50.530 oturma kapasiteli stadyum, son inşa edilen Fenerium Tribünü ile 2006 yılının Nisan ayında tamamlanarak hizmete girdi. Teknolojinin tüm yeniliklerinin kullanıldığı stadyum, sadece Türkiye’de değil,  Avrupa’daki bir çok stadyumdan modern donanıma sahip olarak dünya stadyumlarının yanında yerini aldı.
Telefon : 0216- 449 56 67



 

FARUK ILGAZ TESİSLERİ
Fenerbahçe Spor Kulübünün sosyal tesisleri olarak 15.05.1969’da açıldı. Daha sonra, Aziz Yıldırım’ın başkanlığı döneminde yeniden inşa edildi ve 21 Ocak 2004 yılında yeni ve çağdaş haliyle hizmete girdi.
Telefon : 0216- 550 1907


 


 

SAMANDIRA TESİSLERİ
1997 yılında başlayan inşaat, Aziz Yıldırım’ın başkanlık dönemi içerisinde, 2000 yılında tamamlanarak, modern görünümü ve çağdaş altyapısı ile hizmete girdi.
Telefon : 0216- 311 62 25




MERKEZ YÖNETİM BİNASI
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yönetildiği Fenerbahçe Adası’ndaki Kulüp Merkez Binası, 24.04.1996’da açıldı. 05.06.2006  tarihine kadar kulübümüz buradan yönetildi. 05.06.2006 tarihinde tüm idari birimler Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumundaki yeni merkezine taşındı. 
Telefon : 0216 542 1907


 

 

DEREAĞZI METİN AŞIK KAMP TESİSLERİ
1989 tarihinde hizmete girdi. 2003 yılında  mevcut saha suni çim ile kaplandı ve tartan pist hizmete girdi.
Telefon : 0216 418 33 07

 



 

ALTYAPI TESİSLERİ
1999 yılında  hizmete girdi. Özellikle Futbol Altyapısı ile ilgili kamp merkezi yemekhaneleri ve idari birimleri ile modern görüntüye kavuştu.
Telefon : 0216- 418 33 07


 

KAPALI SPOR SALONU
(Basketbol ve Voleybol)
Münir Nurettin Selçuk Caddesi Kızıltoprak adresinde 24.02.2001’de yeniden düzenleme yapılarak hizmete açıldı. İlk açılış yılı 1982.
Telefon : 0216- 347 84 38




 

FİKİRTEPE TESİSLERİ
Yumurtacı Abdi Bey Caddesi, Kadıköy adresinde faaliyet gösteren Fikirtepe Tesislerimiz Altyapı ve Futbol okullarına ağırlıklı olarak hizmet veriyor 01.07.1998’de açıldı.
Telefon : 0216- 0216 565 54 21 - 26


 

KAYIŞDAĞI TESİSLERİ  VE FENERBAHÇE KOLEJİ
Fenerbahçe Eğitim Kurumları. Uslu Caddesi Yunus Sokak No.1 Kayışdağı adresinde 30.01.1995’te açıldı. Ana, İlköğretim okulu ve Lise eğitiminde kısa sürede kendisine iyi bir yer edinen kolejimizde ayrıca altyapı ve futbol okullarımız için çim saha bulunuyor.
Telefon : 0216 -  466 62 00



 

VEFA KÜÇÜK KAPALI YÜZME HAVUZU
Fenerbahçe Adasında 16.07.1999’da açıldı. Yüzme Şubesi tarafından kullanılan Kapalı Spor Salonumuzda sabah 06.00’dan itibaren çalışmalar başlıyor. Havuzun alt bölümünde büyük bir galeri bulunuyor.
Telefon : 0216 345 05 35


 



TAM OLİMPİK AÇIK YÜZME HAVUZU
Fenerbahçe Adasında 2004 yılında hizmete giren tam olimpik açık yüzme havuzumuz, son teknoloji ile üretilen yeni bir panel sistemi ile su içinde iki bölüme ayrılabiliyor.. Yüzme Şubesi  ve yaz aylarında üyelerimiz tarafından kullanılması da düşünülen havuzun alt bölümünde şubemiz için bir kamp merkezi bulunuyor.
Telefon : 0216 345 05 35

FB ŞÜKRÜSARAÇOĞLU STADI...

                                                                                                                                                   Şükrü Saracoğlu

 

 Kulübümüze 17 yıl boyunca Başkan olarak hizmet veren eski başbakan ve bakanlarımızdan Şükrü Saracoğlu’nu, oğlu Yılmaz Saracoğlu tarafından derlenen ve hakkında basında çıkan yazılardan bazılarının yer aldığı "Şükrü Saracoğlu ve Dönemi" isimli kitap ve çeşitli kaynaklardan bir derleme hazırladık.

Bugünkü stadımıza 22 Temmuz 1998 yılında alınan Yönetim Kurulu kararı ile ismini veren, Kulübümüz’de en uzun süre başkanlık yapmış kişi olan rahmetli Şükrü Saracoğlu’nu,  bir kez daha sevgi, saygı, şükran ve rahmetle anıyoruz.

MEHMET ŞÜKRÜ SARACOĞLU

Şükrü Saracoğlu

Mehmet Şükrü Saracoğlu, siyaset ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Başbakanı. 1887 yılında Ödemiş’te doğdu. Mülkiye Mektebi’ni (1909) bitirdikten sonra İzmir liselerinde öğretmenlik yaptı. Birinci Dünya Savaşı yılarında Cenevre Siyasal Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. İkinci dönem çalışmalarına başlayan T.B.M.M.’ye, İzmir milletvekili olarak katılan Mehmet Şükrü Bey, Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanı (1924-1925) oldu.

1926’da da Türk ve Yunan halklarının değiştirilmesi amacıyla kurulan Muhtelit Mübadele Komisyonuna Türk delegasyonu olarak seçildi. Dördüncü ve Beşinci İnönü hükümetlerinde Maliye Bakanlığına (1927-1930) getirilen Şükrü Bey, henüz kalkınma programının oluşturulamadığı bu dönemde, Türk ekonomisinin ancak köyden başlatılacak reform çalışmalarıyla kalkınabileceğini ileri sürdü. Bunun yanı sıra memur sınıfının sorunlarına eğilerek personel ve emeklilik kanunlarını yürürlüğe koydu. İktisadi alanda yaptığı işlerden biri de, yabancı bankaların elinde iç ve dış ticaret mevsimlerine göre düşürülen, Türk parasının değerinin korunmasını sağlamasıydı. Bu amaçla Merkez Bankasını kurdu (1930). Aynı yıl sağlığı nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalınca, Türkiye’nin iktisadi sorunları üstüne inceleme ve araştırma yapmak üzere A.B.D.’ye gönderildi (1931). Dönüşünde Türk Pamuk Sanayii’nin temellerini atan bir rapor hazırladı. 1932’de Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarıyla ilgili sorunları çözümlemek üzere Paris’te yapılan görüşmelerde Türkiye’yi temsil etti ve 1933 antlaşmasını imzaladı.

Adalet Bakanlığı (1933-1939) yıllarında, Yargıç ve Avukatlar Kanunu’nu, Suçüstü, İcra-İflas Kanunları’nı yürürlüğe koyması, iş esasına dayanan cezaevleri kuruluş yasalarını uygulamaya sokarak, bu amaca dayalı İmralı cezaevini kurması önemli girişimleri arasındaydı. Saraçoğlu’nun en önemli görevi, İkinci Bayar hükümetinde (1938-1939) ve Saydam Hükümetlerinde (1939-1942) Dışişleri Bakanlığı oldu. 1942’de hükümeti kurmakla görevlendirildikten sonra da (1942-1946) zaman zaman Dışişleri Bakanlığını üzerine almak zorunda kaldı.

1940’ta İngiliz ve Fransız’ların, Türkiye’yi İtalya’ya karşı savaşa sokma isteklerini reddetti. 1948’de T.B.M.M. başkanlığına seçilen Saraçoğlu 1950’den sonra siyasi hayattan çekildi. 1953 yılında İstanbul’da öldü.

Hakkında Yazılanlar....

Tanju CILIZOĞLU                                                                         Güneş, 1956

Fethi Okyar kabinesinde Maarif Vekili, İnönü’nün 3 ve 4. hükümetlerinde Adliye Vekili, ve 12’nci Refik Saydam hükümetinde Hariciye Vekili olan Mehmet Şükrü Saracoğlu, 1942 yılında Refik Saydam’ın ölümü üzerine İnönü tarafından 9 Temmuz 1942 günü başkanlığa atanarak hükümeti kurmakla görevlendirildi.

Mehmet Şükrü Saracoğlu. 1887 yılında İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu Ödemiş’te okuduktan sonra İzmir idadisi’ne girdi. Son derece zeki, çalıskan bir öğrenciydi. İzmir idadisini birincilikle bitirerek, Ankara’daki Mekteb-i Mülkiye’ye geçti. 1909 yılında Mekteb-i Mülkiye’ yi bitirerek İzmir Valiliği Maiyet Memurluğu’na atandı. İzmir Sultanisi’nde matematik-öğretmenliği yapan Saracoğlu, 1911 yılında İttihat ve-Terakki Ticaret Mekteb-i Müdürlüğü görevine getirildi.

1914 yılının Ocak ayında bir devlet bursu kazanan Saracoğlu Belçika’ya öğrenime gitti. Kısa bir süre sonra Birinci Dünya.Savaşı patlayınca hemen İzmir’e döndü. 1915 Mayıs’ında tekrar Cenevre Siyasi İlimler Akademisi’nde okumak için İsviçre’ye giderek burada dört yıl kaldı ve bu fakülteyi çok iyi bir dereceyle bitirdi. Mondros Mütarekesi’nden sonra Cenevre’de Türk Talebe Cemiyeti’ni kurarak bu cemiyet adına Fransızca bir derginin yayınlanmasını üstlendi. Türk Talebe Cemiyeti’nin başkanı olarak Avrupa kamuoyunda Mondros şartlarının olumsuzluğuna tepki yaratmak için uğraşlar vererek Osmanlı Devleti’nin haklarını savundu.

0 günlerde İzmir işgal edilince Türkiye’ye gideceğini öğrendiği bir İtalyan gemisine kaçak binip yurda döndü. Ulusal Kurtuluş Hareketi’ne katıldı. Kuşadası, Nazilli ve Aydın yörelerinde kurulan Kuva-i Milliye hareketlerinin örgütlenmesinde çalıştı. Osmanlı Meclisi Mebusanı’na İzmir milletvekili olarak seçildiyse de, Saracoğlu bu göreve katılmadı.

Saracoğlu 1923’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne İzmir Mebusu olarak girdi. Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı yapan Saracoğlu 1926’da Yunanlılarla kurulan Mübadele Komisyonu’na başkanlık etti. Başbakanlığına kadar kurulan bütün hükümetlerde görev aldı. Bu hükümetlerde Maliye, Adliye ve Hariciye vekilliklerinde bulundu. Saracoğlu’nun 1932 yılında Paris’te Osmanlı borçlarının ödeme koşullarının saptanması görüşlerini Türkiye adına yürütürken görüyoruz. 1933’de bir antlaşma ile bu konuyu başarıyla ve batılı gözlemcilerin hayranlığı içinde bitirirken izliyoruz. Saracoğlu’nun devlet adamlığı vitrinini süsleyen en değerli ve liyakatinin zirvesine vardığı bu anlaşma ile genç Türkiye Cumhuriyeti’nin maliyesi soluk aldı.

Genç Cumhuriyet’ in devlet organlarının kurumlaşmasında da emeği geçen Saracoğlu, bakanlıkları sırasında avukatlık, hakimlik İcra İflas Kanunlarını hazırlamış ve çıkartmış iş esasına dayalı cezaevlerinin oluşmasını ve ilk örnek olarak İmralı’nın kuruluşunu sağlamıştır. Barem ve Emeklilik kanunları da Saracoğlu’nun zamanında oluşturulmuştur.

Refik Saydam’ın ölümü sonrasında Başbakan olan Saracoğlu, bu döneminde de Cumhuriyet döneminin bütünsellik taşıyan seçim yasasını iki dereceli olarak hazırladı ve çıkarttı.

Saracoğlu istifa ederek Başbakanlığı Recep Peker’e devrettikten sonra 1 Kasım1948 ve 22 Mayıs 1950 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yaptı.

1950 seçimlerinde parlamentoya giremeyen Saracoğlu siyaseti bıraktı.

Saracoğlu, 27 Aralık 1953’de İstanbul’da vefat etti.

Şükrü Saracoğlu / 2

FENERBAHÇE CUMHURİYETİ

Yalçın DOĞAN

Ebedi Şef, Milli Şef, Değişmez Gözde

Top korner noktasına dikildi Taksim Stadı’nda İstanbul’da. Maliye Vekili Şükrü Saracoğlu önündeki kağıtlara son kez bir daha göz attı Ankara’da ve kendi kendine "tamam BU iş" diye düşündü.

İstanbul Taksim Stadı’ nda kornere dikilen topa üç dört Fenerbahçeli birden koştu vuruşu yapmak için.

Ankara’da Maliye vekili Şükrü Saracoğlu koltuğunda söyle bir geriye doğru yaslandı Stadı önce "İttihat Spor" dan almak ve Milli Emlak idaresi’ ne vermek gerekiyordu ki, stad önce devletin eline geçsin. Ama, Milli Emlak idaresi’ne devretmek için de herhalde bir önkoşul bulmak zorundaydı.

Fenerbahçe-İstanbulspor maçının son dakikaları oynanıyordu Fenerbahçe korneri kazandığında. Topa koşan üç-dört Fenerbahçeli futbolcu arasından Büyük Fikret atıldı arkadaşlarına "bana bırakın" diye bağırdı. Taksim Stadı’nda korner noktasına gitti Topu Düzelti. Vurmak için gerildi.

"Tek maddelik bir yasa çıkartırım, olur biter" diyerek kendi kafasından geçen düşünceyi yeniden kağıda döktü Maliye Vekili Saracoğlu. Kabinede kısa bir sunuşla sorunu çözeceğine yüzde yüz inanıyordu. Sonra da Meclisten rahatlıkla geçirebilirdi tek maddelik yasayı, zaten, o tarihte ne muhalefet vardı, ne de alınan kararlara karsı çıkabilecek bir başka güç.

Fenerbahçe eğer bu son fırsattan yararlanamazsa, artık son dakikaları oynanmakta olan maç 1-1 berabere bitecek, şampiyonluk da elden kaçacaktı. Büyük Fikret geldi ve vurdu. Taksim Stadı’nda bir gürültü koptu. Kornerden gelen top doğrudan doğruya İstanbulspor ağlarına takılmış, Fenerbahçe Büyük Fikret’in vurusuyla 2-1 öne geçmişti. Hakem maçın bitiş düdüğünü çaldığında, Fenerbahçe’nin de şampiyonluğunu ilan ediyordu İstanbul’da.

Ankara’da Maliye Vekili Saracoğlu için tek maddelik yasayı meclisten geçirmek hiç de güç olmadı. ilk bakışta çok masum görünen bir yasaydı zaten:
"Aynı semtte kurulmuş olan ve faaliyet gösteren spor kulüplerinin sayısı birden fazlaysa,o semtte üye sayısı daha fazla olan kulüp faaliyetlerine devam eder".

Tek bir madde ile Fenerbahçe yaklaşık on beş yıl sonra Altınordu’dan rövanşı acımasız biçimde alıyordu. Fenerbahçe, yıllar önce en güç günlerinde Altınordu’ ya kaptırdığı futbolcularının ve kaçan iki şampiyonluğun acısını hiçbir zaman unutmamıştı. Biriktirmişti. İşte, şimdi tam sırasıydı. Bu karar Fenerbahçeliliği ile ünlü Maliye Vekili Şükrü Saracoğlu’nun daha sonra aralıksız onaltı yıl başkanlığını sürdüreceği Fenerbahçe’ye önemli bir armağandı. Tek maddelik karar, sadece Fenerbahçe için yürürlüğe girmişti. Cumhuriyet kurulup ülkede yeni bir devletin temelleri atıldığında, İttihat ve Terakki Fırkası çoktan tarihe karışmıştı. Ama, İttihat ve Terakki’nin kulübü Altınordu’ nun izlerine hala rastlamak mümkündü. Raşit Aydınoğlu Bey Altınordu’yu 1921 yılında "İttihat Spor" adi altında yeniden kurmuş ve kulüp faaliyete geçmişti. Gerçi İttihat Spor’un artık pek gücü kalmamıştı. Ne var ki, önemli bir varlığa sahipti: Union Club Sahası... Yani, bugünkü Fenerbahçe Stadı...

Fenerbahçeliler ikide bir Raşit Bey’ e gidip, "Şu stadı Fenerbahçe’ye sat" önerisinde bulunuyor. Raşit Bey de eski yılların unutturamadığı rekabet içinde "Olmaz" diye direniyordu. Fenerbahçeliler ısrar ediyor, İttihat Spor geri çeviriyordu. Bir, iki, üç... Eeee, artık bu İttihat Spor da fazla olmaya başlamıştı...

Vekiller Heyetinde o tarihte Maliye Vekili olarak görev yapan Şükrü SaracogIu Fenerbahçeliliği ile ünlüydü. Belki o bu işe bir çare bulabilir, İttihat Spor’dan İttihat Spor Sahası’nı satın alabilirdi. Ancak, satın almak için karşı tarafın onayı gerekiyordu. Gelin görün ki, karşı taraf böyle bir onaya hiç de yatkın değildi. Sorunu kestirmek ve çözmekten başka çare kalmıyordu.

Maliye Vekili Saracoğlu formülü bulmuştu "Ayni semtte faaliyet gösteren" iki kulüp vardı Kadiköy’de. Biri İttihat Spor, diğeri Fenerbahçe. Açıktı ki, Fenerbahçe’nin üye sayısı İttihat Spor’a göre çok daha fazlaydı. Demek ki, faaliyetini sürdürecek olan Fenerbahçe idi. Demek ki, diğeri, yani İttihat Spor bu yasadan sonra artık -faaliyetini sürdüremezdi.

Nitekim, sürdüremedi. İttihat Spor Sahası önce Milli Emlak idaresi’nin yönetimine bağlandı. 1929 yılında Fenerbahçe Milli Emlak idaresi’nden sahayı önce kiraladı. Hemen birden olmaz, adım adım ilerlemek gerekiyordu. Kiraladıktan sonra da adım değiştirerek, İttihat Spor Sahası, Fenerbahçe Stadı oldu.

Bu arada Saracoğlu Maliye Vekilliğinden ayrılıp ekonomik konularda araştırma ve temaslarda bulunmak üzere Amerika’ya gönderilmişti. Türkiye’ye döndükten sonra, önce Osmanlı Borçlarının tasfiyesiyle ilgili taksit sorunlarını çözmek üzere kurulan bir komisyonun başkanlığına getirilmiş, kısa süre sonra da, bu kez Adliye Vekili olarak yeniden kabineye girmişti, Kendisi Adliye Vekili iken, Maliye Vekaletinden gelen 6 Temmuz 1932 tarih ve 1213 sayılı öneriyle Fenerbahçe Stadı’nın Milli Emlak idaresi’nden alınıp Fenerbahçe Kulübü’ne satılması bakanlar kurulu tarafından karara bağlandı. Satış işlemleri yaklaşık on ay sürdü.

1933 Mayıs’ında çok eskiden "Silahtar Ağa Sahası", sonraları bir ara "Papazın Çayırı" derken "Union Club Sahası" Cumhuriyetten önce "İttihat Spor Sahası", 1929’ da "Fenerbahçe Stadı" artık Fenerbahçe Kulübü’nün malı oldu.

Tam bir Türk Lirası’na... Evet, Fenerbahçe bugünkü stadın mülkiyetini elde ederken Saracoqlu-nun araya girmesiyle Milli Emlak İdaresi’ne, yani devlete sadece bir lira ödedi.

Adliye vekili olarak Fenerbahçe’nin bir maçını izlemek üzere Fenerbahçe Stadına geldiğinde Saracoğlu sade bir cümle söylemekle yetinecek ve Fenerbahçeliliği’ni vurgulayacaktı: "Bir haftalık yorgunluğumu Fenerbahçe’yi seyrederken unutuyorum."

Üç Ali ile Bir de Şükrü
Sol açık Halit orta sahadan kaptığı topla hızla Harbiye Ceza Sahası’na indi. Önüne gelen birkaç kişiyi çalımladı ve sert bir şutla Fenerbahçe’nin ilk golünü attı. Hayır, hayır, yan hakem bayrak kaldırıyor, golü ofsayt gerekçesiyle iptal ediyordu.

Ankara’da oynanan maçı izleyen Başbakan Şükrü Saracoğlu ertesi gün golü iptal eden yan hakemin lisansını iptal etti.

Galatasaray’a karsı oynanan maçın son dakikalarında Taka Naci kornerden gelen topa kafayı vurunca Fenerbahçe 2-1 öne geçti ve maç da biraz sonra bu skorla sona erdi. Saracoğlu ile birlikte maçı izleyen Hacı Bekir Ali Muhiddin doğru soyunma odasına yöneldi. Cebinden çıkardığı cüzdanı olduğu gibi, Fenerbahçe Kaptanı Cihat’a verdi. Tüm futbolcuların cüzdandaki parayı paylaşmalarını isteyerek. Cüzdandan çıkan para on bir futbolcu arasında pay edildi. Memur aylığının on sekiz liraya ancak ulaştığı bir dönemde, futbolcu başına o gün 25 lira "prim" düşmüştü.

Aslında gerek Saracoğlu’nun bu davranışı, gerekse ünlü tatlıcı Hacı Bekir’in futbolculara prim dağıtması, yaklaşık onaltı - onyedi yıl Fenerbahçe’nin yaşadığı sıradan olaylardandı. Devlette sırtını Başbakana dayayan Fenerbahçe, maddi sorunlarını da Hacı Bekir ile çözüyordu.

Taksim Stadı’nda oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçının ikinci yarısında Galatasaray beki Ayı Tevfik bir omuz darbesiyle Fenerbahçeli Leblebi Mehmet’i yere indirince kıyamet koptu. Saha bir anda arenaya döndü. Yumruklar, tekmeler birbirine giriyor, tribünler ayaklanıyor polis güçlükle daha büyük bir olayı önlemeye çabalıyordu. Fenerbahçe’den dokuz, Galatasaray’dan sekiz futbolcu ceza kuruluna verildi. Fenerbahçe ceza yağdıran kurul kararına itiraz etti. Hatta, bir açıklama yaparak "mahkemeye giderek, tashihi karara gideceğini" bildirdi Türk Spor Kurumu Başkanı Beyazıt Milletvekili Halit Bayraktar bu açıklamaya şiddetle tepki göstererek "Fenerbahçe Stadı’nı elinden alır, kulübü belli bir sure kapatarak onlara hadlerini bildiririz" deyince, Fenerbahçeliler önce bir durdu.

Sonra da soluğu Adliye Vekili Şükrü Saracoğlu’ nda aldı. Kamuoyunu yakından ilgilendiren gazetelerin her gün olayla ilgili haberleri birinci sayfaya çıkardığı bir sırada, Adliye Vekili Saracoğlu’nu ziyaret eden Con Kemal başkanlığındaki Fenerbahçe Heyeti Şükrü Bey’e "Fenerbahçe üyeliğini" önerdi. Fenerbahçeliliğini zaten stad sorununu çözerken kanıtlamış olan Saracoğlu’na "mutlaka aralarında görmek istediklerini" bildirdi Fenerbahçe yöneticileri.

İstanbul’da Fenerbahçe Kurucuları Kurulu toplandı, üç kişiden oluşan yönetim kurulu üye sayısı yediye çıkartılarak bir de "Reislik" makamı kuruldu. Tüzük değişikliği kurucular kurulundan benimsendiği anda, Fenerbahçe Başkanlığına da Adliye Vekili Şükrü Saracoğlu seçildi.

Saracoğlu hemen ilk demecini verdi: "Fenerbahçe gibi memleketin medarı iftiharı, övündüğümüz bir kulübü korumayı en büyük şeref sayarım."

1934 yılında başlayan Saracoğlu’ nun başkanlığı donemi aralıksız onaltı yıl sürdü. 1950 Ekim’inde Saracoğlu kısa bir süre için Ali Mubiddin Hacı Bekir’e bırakarak, sonra da "yeni donemin yeni kralları" başkanlığa soyunacaktı. Türkiye siyasal yaşamada "Tek Parti" dönemini Fenerbahçe, o dönemin en güçlü adamlarından Şükrü Saracoğlu’nun başkanlık dönemi ile geçirecekti.

Adliye Vekilliğinden sonra bir ara Dışişleri Vekilliğine atanan Saracoğlu 1942’de Başbakan oldu.1946’ya kadar süren başbakanlığını 1948’de Meclis Başkanlığı izledi. 1950’den sonra da politikayı bıraktı.

Yıllar yılı büyük bir dayanışma ile Fenerbahçe’yi birlikle yürüten Saracoğlu ile Ali Muhiddin Hacı Bekir arasında nezaket sınırları hiç bir zaman asılmadı. Hacı Bekir, bugün de hala ününü koruyan en önemli şekercilik firmalarının başında geliyordu. İstanbul’un çeşitli semtlerinde, Ankara’da, İzmir’ de ve hatta yurt dışında Kahire ve Londra’da sekerci dükkanları açan Hacı Bekir hem iş dünyasında titizliği ile tanınıyor, hem halk arasında "Hacı Bekir" denildiğinde akla nefis lokumlar, tatlılar, çifte kavrulmuşlar geliyordu. Dolayısıyla bir yandan "halkın içinden biri", öte yandan zengin bir Fenerbahçe tutkunu ve dönemin ince siyasetinden anlayan bir "partili" idi. Hacı Bekir aslında Fenerbahçe için kolay bulunmaz bir kişiliğe sahipli. Fenerbahçe ne zaman maddi sıkıntıya düşse, elini ilk uzatan Hacı Bekir’di. Futbolcular ne zaman para sıkıntısı çekse, Hacı Bekir onlan hiç üzmez, hemen yardımı esirgemezdi.

Fenerbahçe maçlarından sonra, eğer galibiyet gelmişse, Fenerbahçeli futbolcular bilirdi ki, biraz sonra kapı açılacak ve Hacı Bekir soyunma odasında görünecekti. Sadece galibiyetler değil, Fenerbahçe’nin antrenmanları da Hacı Bekir’ le renklenirdi futbolcular için. Futbolcular antrenmana çıkınca, Hacı Bekir soyunma odasına girer hepsinin cebine teker teker zarf içinde on beşer lira bırakırdı. Aydın Bakanoglu ile Lebip Elmas’ın zarflarından bir gün 17.5 lira çıktığında, her ikisi de anlamıştı ki, eskiyen bornozlarını bu ek iki buçuk lira ile yenileyecekler. Zamanla zarf içindeki onbeş liralar, yirmi, otuz liraya yükseldi. Ama, zarflar hiç bir zaman eksilmedi.

Hacı Bekir futbolculara ödediği para rekorunu 1941 yılında kırdı Fenerbahçe 1941’ de başbakanlık kupasını kazanınca, futbolcular şampiyon takımın fotoğraflarını çektirerek büyüttüler fotoğrafı. Fotoğrafın üst köşesine de Haci Bekir’in resmini monte ettiler. Kaplan Cihat’ın öncülüğünde ellerinde fotoğraf doğru Hacı Bekirin evine gittiler. On sekiz futbolcu adına Kaptan Cihat söz alarak "Efendim, şampiyon biz değiliz sizsiniz. Siz olmasaydınız, biz şampiyon olamazdık" deyince, Haci Bekir’in cebinden on sekiz tane yüz liralık çıktı Futbolcu basına yüz lira!.. Yıl 1941... Yani, o tarihte bir evin yaklaşık bir yıllık kirası.

Şükrü Saracoğlu / 3

FENERBAHÇE CUMHURİYETİ

Yalçın DOĞAN

Üç Ali ile Bir de Şükrü
(Devam)
Hacı Bekir sanki "Noel Baba" idi Fenerbahçeli futbolcular için. Evlerine odun, kömür gönderir, elini öpeni para vermeden yanından ayirmazdi. Fenerbahçe maç için ne zaman Ankara’ya gitse, futbolcuların başına geçer, mutlaka Başbakan Saracoğlu’nu ziyaret ederdi.

Başbakan Saracoğlu Bakanlar Kurulu’nu bir saat erteledi. Çünkü, maç için Ankara’ya gelmiş olan Fenerbahçe Takımı’nı kabul edecekti. Kabul yerinin Meclis Binası olduğu duyuruldu Fenerbahçelilere. Otelden yürüyerek meclise doğru giden Fenerbahçeli futbolculardan birisi gömleğinin yakasını ceketinin üstüne çıkarmıştı. Yani, kravatı yoktu. Durumu gören Hacı Bekir hiç bir şey söylemedi. Bir gömlekçi, kravatçı dükkanının önünden geçerken futbolculara dönerek "Haydi, size birer kravat alalım" deyip hepsini dükkana soktu. Hepsine birer kravat armağan etti.

Dükkandan çıkarken kravatını takmayan futbolcu yoktu. Haci Bekirin bu bonkörlüğü kendisi aleyhinde Fenerbahçe camiasinda söz çıkıncaya dek surdu. "Kendisini parayla sevdiriyor" dediklerini duyduğunda, bir daha Fenerbahçe’ye adımını atmadı.

Rüştü Dağlaroğlu cebinden Yenice Sigarası’nı çıkardı ve sigara paketinin arkasına eski yazıyla o gün sahaya çıkacak on bir Fenerbahçeli futbolcunun adını yazdı. "Yağcı Ali" bir, iki futbolcuya itiraz etti, ama takımın iskeleti yine de bozulmadı. "Kuşçu Ali" de katıldı bu onbire ve takım sahaya öyle çıktı.

1940’ larda yine her zaman yaşanan olağan olaylardan biriydi bu Yağ satan Ali ’nin dükkanı Bahçekapı’ daydi. Kuşçulukla uğraşan Ali’nin dükkanı da onun biraz ilerisinde. Zaten Hacı Bekir’in de Bahçekapi’da dükkanı vardı. Hacı Bekir Ali Muhiddin’in yanı sıra, "Kuşçu Ali ile Yağcı Ali" de dışardan kulübe uzun süre destek verdi. Dönem bir anlamda "Üç Ali" donemiydi. Başta üstlendiği göreve göre, ya Adliye Vekili, ya Başvekil ya da ’Meclis Başkanı olarak Şükrü Saracoğlu, İstanbul’da da "Üç Ali".

"Özellikle "Yağcı Ali’nin" dükkanı tüm Fenerbahçelilerin uğrak yeriydi. Maçlar bu dükkan da tartışılır, takım bu dükkanda sıralanır, asıl önemlisi Fenerbahçe Kongreleri hazırlığı bu dükkanda yürütülürdü. Hem "Kuşçu Ali", hem de "Yağcı Ali" kulübü destekler, maddi yardımda bulunur, ama kongrelerde de kendi sözlerinin geçmesini beklerdi.

İşte. bugüne dek sürüp gelen ve hala ister kongre zamanı, ister kongre sonrası Fenerbahçe’yi her zaman çalkalayan "gurupçuluk" ilk tohumlarını "Yağcı Ali" nin dükkanında attı Fenerbahçe’de gurupların doğuşu, birbirleriyle kıyasıya mücadele, kavgalar, küfürler, mahkemeler Bahçekapı’ da bu gösterişsiz dükkana dek iner.

Vatan Gazetesi Yazı İşleri Müdürü eski futbolcu Con Kemal, gümrük komisyoncusu Müslim Bağcılar, Yavuz İzmir Nakliyat’ ın sahibi David Nevon, Şark Nakliyat sahibi Ethem Şahinoğlu "Yağcı Ali"nin dükkanının sürekli müşterileriydi. Onlar da Fenerbahçe yöneticileri arasında yer alır ve Fenerbahçe’yi yönetmek, takım kurmak ateşiyle yanardı. Ama, onların üstünde, yıllar yılı Fenerbahçe Kongrelerine egemen üç kişi vardı: Rüştü Dağlaroğlu, Yağcı Ali ve Hayrullah Güvenir. Anılan üçlü 1942’lerden 1950’lerin sonlarına dek, Süreyya Sineması’ndaki kavgalı kongreye dek, Fenerbahçe’ye perde gerisinden dediğini hep yaptırmasını bildi.

Kendilerine bir isim de buldu bu üçlü: "Hür Fenerbahçeliler". Rüştü Daglaroğlu Fenerbahçe’de su sporlarıyla ilgilenen bir sporcuydu. Kürek çekti, su topu takımında yer aldı, yüzme dalıyla ilgilendi. 1944-1974 arasında zaman zaman Fenerbahçe Yönetiminde yer aldı. Sonra da Fenerbahçe Tarihi ile ilgili derli, toplu ilk kitabı yazdı.

Hayrullah Güvenir Sümerbank’ ta müfettiştik yaptı. Sümerbank 1940’lı yıllarda hep Fenerbahçe’lilerle doluydu. Örneğin, Büyük Fikret bir ara Sümerbank’ın Eyüp’teki fabrikasında ambar müdürlüğünde bulundu. Lalelide makasdarlık yaparken Sümerbank’tan iplik satın alıp piyasaya iplik satan Raif Dinçkök de koyu bir Fenerbahçeliydi. Daha sonra oğlu Ali Dinçkök de birkaç kez Fenerbahçe Yönetiminde görev alacaktı. Eyüp’teki fabrika müdürü Ömer Sugan ile o fabrikadan iplik satın alan Raif Dinçkök daha sonraları bugün de kumaş üretimiyle tanınan "Aksu" fabrikasını kuracak, Ömer Sugan, Raif Dinçkök’ e ortak olacaktı. Hayrullah Güvenir işte bu sıralarda fabrikayı teftiş etti. Yazdığı temiz rapora rağmen, bir süre sonra Ömer Sugan müdürlükten ayrıldı ve Dinçkökler’ in ortağı oldu.

1940’lara gelindiğinde Fenerbahçe’de gerçi "Noel Baba’lar" vardı. Ama, ama artık yavaş yavaş iş dünyasına da kapılarını açmaya aday görünüyordu. Yavaş yavaş iş dünyasıyla bağlantılarını arttıran Fenerbahçe, kendi içinde de yeni yeni guruplaşmalara yöneliyordu.

Cihat mı, yoksa Esat mı kaptan olacaktı?.. İste, bu tartışmalar takımı ikiye böldu. Kongre guruplarının da fiilen doğuşu bu olayla başladı. Zaten varolan guruplaşma takım kaptanlığı tartışmasıyla iyice su yüzüne çıktı.

Ülkede Demokrasi, Fenerbahçe’de Şölen
Elindeki bastonuyla ayağını nerdeyse surüyerek Fenerbahçe Stadı’nın giriş turnikelerine yaklaşan ihtiyar, eli titreyerek biletini uzattı. Başındaki fötr şapkasını hafifçe düzeltti, turnikeyi itmeye gücü ancak yetti, yetmedi. Hem yaşlı, hem de belli ki hastaydı. Arkada biriken birkaç kişi, "Haydi baba, yürüsene yaa… Bizde geçelim" diye ihtiyarı şöyle bir omuzladı.

Fenerbahçe Başkanı Faruk Ilgaz önce gözlerine inanamadı. Turnikeyi zorla çevirmeye çalısan, ama arkadan birkaç gencin itmesine mahruz kalan ihtiyarı tanıyacak gibiydi…Evet, evet, o idi, ta kendisi… Yerinden fırladığı gibi doğru ihtiyarın yanına koşarken, bir yandan da ceketini iliklemeye çabalıyordu.

Elinde biletiyle Fenerbahçe’nin maçını izlemeye gelen ihtiyar, Fenerbahçe’ye stadı kazandıran, ülkenin bakanlık ve başkanlık koltuklarında oturmuş, Fenerbahçe’ye tam onyedi yıl başkanlık yapmış Şükrü Saracoğlu’ydu. Şimdi "sıradan bir vatandaş" olarak maça geliyordu.

Faruk Ilgaz kolundan tutup, ona merdivenleri çıkması için yardim etti. Onyedi yıllık başkanını Şeref Tribünü’ne oturttuğunda, ihtiyarın gözlerinden akan iki damla yaşı görmemek için, başını çevirdi.

Artık dönem değişmiş. CHP iktidarı kaybetmiş, 14 Mayıs 1950 seçimleriyle birlikte iktidara Demokrat Parti gelmişti. Saracoğlu’nu artık kim tanıyabilirdi ki, birkaç vefa duygusuna sahip Fenerbahçeli’ nin dışında?..

Gerçi, aradan yıllar geçtikten sonra, Saracoglu’nun Fenerbahçe’ ye hizmetleri hep "şükranla" yad edilecek, Fenerbahçeliler kendisinden söz ederken, asla saygıda kusur etmeyeceklerdi. Ancak, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği bir sırada, ülkedeki moda spora da yansıyacaktı. Bu moda Fenerbahçe’ye iki türlü yansıyordu.

Cihat’ in uzun degajını yakalayan Kücük Fikret aradan Leftere bir pas çıkardı. Onündeki iki 5 Göztepeliyi çalımlayan Lefter kaleciyi de geçerek topu Göztepe ağlarına bıraktı. 26. dakikada atılan bu gole, Göztepe ikinci yarının karşılık verince, maç uzatıldı. Uzatmanın ikinci devresinde bu kez Halit’in (Deringör) ortasını iyi izleyen Erol kafayla Fenerbahçe’yi 2-1 öne geçirdi.

Ankara’da oynanan Basbakanlık final maçından sonra Başbakan Adnan Menderes sahaya inerek, büyük tezahürat altında Basbakanlık Kupası’nı Fenerbahçe’ye verdi. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinin bir ayı daha yeni dolmuştu. Göztepe ile oynayacağı final maçı için Ankara’ya gelen Fenerbahge, doğru Anıtkabir’e giderek çelenk koydu. Ordan da Cankaya’nın yolunu tuttu. Çigegi burnunda Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı makamında kutlamak için Fenerbahçeli yöneticiler ve futbolcular Çankaya Köşkü’nde sıraya girdiler. Cumhurbaşkanını kutlayan Fenerbahçe, Göztepe maçına çıkmadan önce Hava Kuvvetleri Kurmay Başaknı ve Fenerbahçeliliği ile tanınan Korgeneral Fevzi Uçaner’e bir nezaket ziyaretinde bulundu.

Bu arada Fenerbahçeli yöneticilerden Rüştü Dağlaroğlu’nun aklına, o sirada fiilen Fenerbahçe Kulübü Başkanlığını yürüten Sukrü Saracoglu’na iktidarın adresi artık değişmişti, ama ortada da bir kulpp başkanı vardı. Dağlaroğlu telefonda "Sizi ziyarete gelmek istiyoruz" deyince, Saracoglu "Artık ben sizleri ziyaret etmeliyim" demekle yetindi. Göztepe maçıma gelmeyen Saracoğlu, aynı akşam Fenerbahçe’nin kaldığı Belvü Palas’a gelerek Başbakanlık Kupası’nı yeni Başbakan Menderes’in elinden alan Fenerbahçelileri kutladı.

14 Mayıs 1950 seçimlerine Fenerbahçe Yönetim Kurulu üç üye ile katılmıştı. Yedi kjşilik yönetim kurulundan Zeki Rıza ile Osman Kavrakoğlu Rize, Firuzan Tekil de İstanbul Milletvekili olarak meclise girmişti. Tabi ki, üçü de Demokrat Parti listesinden!.. Kavrakoglu seçimlere giderken Fenerbahçe’deki arkadaşlarını uyarmaya çalışıyor, "Haydi siz de gelin Demokrat Parti’ye girin. Nasıl olsa mebus olacağız. Kulübü de boylece daha iyi yönetiriz" diyordu. Yeni siyasal donem, yeni iktidarını yaratıyor, spor kulüplerinde de buna ayak uyduran olaylar yaşanıyordu.

Şükrü Saracoğlu / 4

FENERBAHÇE CUMHURİYETİ

Yalçın DOĞAN

Ülkede Demokrasi, Fenerbahçe’de Şölen (Devam)
Demokrat Partili olduğu bilinen Kavrakoğlu 1943 yılından sonra Fenerbahçe’nin yönetimine secilmii, yönetimde çeşitli görevler üstlenmişti. Çeşitli il ve ilçelerde yargıçlık ve savcılık, savci yardımcılıklarında bulunan Kavrakoğlu Rizeli’ydi. Fenerbahçe’nin populer adı, bir zamanların gol Kralı Zeki Rıza’yı da Demokrat Parti’den milletvekili seçtirmek istiyordu. Adnan Menderes bu isteği yerinde görmüş, ve Zeki Rıza için "Madem o Rizeli, sizin ikinizi Rize’den aday yapalım" demişti. Menderes seçim için Rize’ye geldiğinde Kavrakoğlu halka dönmüş, "İşte, size ahir zaman peygamberini tanıtıyorum" demişti. Kendi deyimiyie "hayatta Demokrat Parti ile Fenerbahçe’yi sevmiş" olan Kavrakoğlu yeni dönemde en güçlü başkan adaylarından biriydi Fenerbahçe’ye.

1950 seçimlerinden sonra sonra "bir Fenerbahçeli olarak" Saracoğlu’nu ziyaret ettiginde ve kulüp başkanlığı için onun düşüncesini almak istediğinde, Saracoglu nezakefi elden bırakmamış, "Beni hatırlamanız yeter. Artık siz başkan olun Osman Bey" diyerek, yeni iktidar dönemini Fenerbahçe adına da "tescil" etmişti.

SARACOĞLU’ NUN BAŞBAKANLIK KUPASI

Halit Deringör                                                              Cumhuriyet, 20 Ocak 1997

Şükrü Saracoğlu
Saracoğlu ’nun gerek Türk siyasal yaşamında gerekse Türk spor tarihinde unutulmayacak bir yeri var. 1950 önceleri, tek parti sisteminde sırası ile Eğitim, Maliye, Dışişleri bakanlıkları yaptı, sonra başbakan oldu. Sporu seven, sporcuyu koruyan, hatta ona yardım eden bir insandı. Koyu bir Fenerbahçeliydi. Başbakanlığı sırasında, Fenerbahçe’ye maddi-manevi yardımları oldu. Örneğin; 1932 yılında bugünkü Fenerbahçe Stadı olan yeri 9000 liraya Fenerbahçe’ye aldı. Bu stadın alanı 36000 metrekaredir. Daha 1932 yılında değerli Şükrü Saracoğlu, Fenerbahçe’ye toprak kazandırdı. Bu, çok anlamlı bir davranıştı. Yıllar birbirini kovaladı. Fenerbahçe, üzerinde tesisleri bulunan bu stadı yönetemeyerek 2.5 milyon liraya Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ ne sattı. Bir anlamda mülkiyetini devlete devretti, kendisi de topraksız kaldı. Bugün için 1 santimetrekare tapulu araziye sahip değil!...

Örtülü ödenek
Şükrü Saracoğlu, o yıllarda, Anadolu Ajansı Müdürü Müvaffak Menemencioğlu’na bir gazete çıkarması için 5000 lira verdi. Ama "Bundan sonra, madem ki böyle bir yardımı yaptım öyleyse Fenerbahçe’ye de örtülü ödenekten 5000 lira yardım edeyim" dedi. Benim kuşağın futbolcuları, Saracoğlu ile sık sık görüşme olanağı bulamazdı. Çünkü Saracoğlu, genelde Ankara’da olurdu. Ama bütün buna karşın, futbolcuların önemli sorunları ona bildirilir ve çözümlenirdi. İşte bunlardan biri: İskeçe İbrahim, soyadından da anlaşılacağı gibi İskeçeli. Yunan uyruklu. İskeçe’de yapılan sınavı kazanarak Haydarpaşa Lisesi’ne geldi. Ancak Lozan Antlaşması’na göre Yunan uyruğunda olduğu için okulu bitirdikten sonra, geri dönme yükümlülüğü vardı. İskeçe, Haydarpaşa Lisesi’nde okurken Fenerbahçe, onu özel Beyoğluspor maçında oynattı. İskeçe o maçta 3 gol attı. Maçı bir rastlantıyla o gün Saracoğlu ile birlikte Zeki Rıza da izledi. Saracoğlu, İbrahim’i beğendi, alınmasını istedi.

Saracoğlu’nun çevresindekiler, İskeçe’nin Yunan uyruğunda olduğunu ve bu durumda Fenerbahçe takımında oynanmasının olanaksız olduğunu açıkladılar. Ama yine Saracoğlu’nun yanında bulunan bir başka Fenerbahçeli, "Galatasaraylılar bu çocuğu kaçırıp işlerini de halledecek" deyince, Saracoğlu, "Ya öyle mi" diyerek ’Bu çocuğun pasaportu ve ikamet tezkeresini bana Ankara’ya gönderin" dedi. Daha sonra da bu belgeler, Ankara’ya gönderildi. Ve icra Vekilleri Heyeti de İskeçe’nin Türk uyruğuna geçmesine yarım saat içinde karar verdi. Böylelikle de Saracoğlu, Fenerbahçe’ye hem bir futbolcu kazandırdı hem de bir doktor ve federasyon başkanı ...

İlk Başbakanlık Kupası Yıl 1944 Fenerbahçe, Türkiye Futbol Şampiyonluğu finalleri için Ankara’da. 0 sırada Milli Küme şampiyonu Beşiktaş da Ankara’da... Biz 27 Mayıs’ta, Harp Okulu ile çetin bir mücadeleden sonra onları 2-1 yenmiştik.

İkinci maçımızda da 28 Mayısta İzmir şampiyonu Göztepe’yi 5-1 yendik. Arkasından gruplar arası şampiyonu Mersin İdmanyurdu’nu 4-2 yeniyoruz. Yani çok yoğun bir program içindeydik. Ama bütün maçlarda Fenerbahçe, çok üstün bir performans göstermişti. Saracoğlu, Fenerbahçe’nin bu güzel oyunundan son derece mutluydu. Bu mutluluktan sonra Saracoğlu Ankara’da hazır bulunan Beşiktaş ile Fenerbahçe’yi karşılaştırmayı düşünerek ortaya bir de Başbakanlık Kupası koydu. Saracoğlu’nun bu düşüncesi, iki kulüp yöneticileri Muvaffak Menemencioğlu, Kemal Oman (FB) ve Sadrı Usoglu’na (BJK) bildirildi. Beşiktaş’a bunun Saracoğlu’ nun bir isteği olduğu, bundan böyle devamlı oynanacağını söylendi. Onlarda bu öneriyi kabul etti. Ama bu maçta Beşiktaş, Fenerbahçe-yi 4-1 yendi. Bu yenilgiye neden olanlardan bir tanesi de benim. Nedeni de şu: Yoğun maçlardan sonra çok yorulmuştuk. Bu yorgunluğu gidermek için hayatımda ilk kez masaj yaptırdım. Masajı da Galatasaraylı masör Danyal yaptı. Bilinçli mi yoksa bilinçsiz mi bilmiyorum. Bu masajdan sonra ben daha da yorgun ve bitkin hale geldim. Sahada adeta yürüyecek halim bile yoktu. Gollük pozisyonları değerlendirecek gücüm kalmamıştı. Bu yüzden oyunun başlangıcında 2 gol kaçırdım. Yalnız ben miyim? Diğer arkadaşlarım da formlarından uzaktı. Kabahat bizde değildi. Kabahat, yorgun ve bitkin bir Fenerbahçe’nin böyle önemli bir maçta başarılı olamayacağını söylemeyen yöneticilerdeydi..

Bu maçtan sonra değerli Başbakan Şükrü Saracoğlu’na kendisinin arzuladığı Başbakanlık Kupası sonucu bir galibiyet veremediğimiz için tüm takım olarak kahrolduk.

Saracoğlu’nun ne kadar Fenerbahçeli olduğunu gösteren örnekler var. Örneğin; Ankara’da yapılan bir Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında futbolcuların eline kapıdan giriş kartı verildi. Ama statta, giriş kapısının önüne geldiğimizde, maçı yapacak Fenerbahçeli oyuncuların bazılarını görevliler stada almak istemedi. 0 sırada tartışmalar başladı. Bu durum devam ederken bir de baktık ki Saracoğlu, otomobili içinde bizleri seyrediyor. Ne oluyor, diye görevlilere sordu. Olay kendisine anlatılınca, hepimizin parasını ödeyerek stada soktu.

Bir başka anı daha
Yıl 1949. Eşim ilk çocuğumuzu dünyaya getirmek için Zeynep Kamil Hastanesi’ne o gün yatırıldı. Aynı gün Ankara Karması ile oynamak için Ankara’ya gidecektik. Ben, akşam yataklı trene gelip yöneticilere bu nedenle gelemeyeceğimi anlatmak isledim. Ama ne yazar!.. Arkadaşlarım beni karga tulumba yataklı vagona bindirdiler. Ertesi gün Ankara karması ile oynadığımız maçın ilk dakikalarında, bir gol attım... Ama tam bu sırada, stat hoparlörleri, benim kızımın dünyaya geldiğini anons etti. Sevinçten mi heyecandan mı nedir bilmiyorum, ayaklarım titremeye başladı. Tabii maç devam ediyor. Beş altı dakika sonra bir başka sürpriz beni bekliyordu. İkinci golü de attım. Saha kenarındaki bir arkadaş benim ikinci bir kızımın daha olduğunu söyledi. Ben, nerede ise oyunu terk etmeye çalışıyorum. Fakat saha kenarındaki insanlar, bunun bir şaka olduğunu bildirdi. Maç 5-2 sonuçlandı. Aksam, Kerpiç’te ziyafet verildi. Ziyarette Başbakan Saracoğlu ve onun yanında Muvaffak Menemencioğlu yer aldı. Saracoğlu beni yanındaki iskemleye davet etti ben de Saracoğlu gibi bir devlet büyüğünün yanında hiç yemek yememiş olduğumdan bir hayli heyecanlandım, dahası heyecandan terledim. Saracoğlu beni rahatlatmak için espriler yaptı: "Neydi senin o sahadaki halin?.. Kızın oldu diye mi böyle güzel çalımlar yapıyordun? Bekle, daha ne çalımlar yapacaksın." Arkadan da "Ama erkek olmalıydı" dedi. Ve ekleyerek "Şaka söyledim, şaka... Kız çocuğu, eser-i muhabbet" dedi. İsmini de "Zafer koyun...''

Şükrü Saracoğlu / 5

                          

  

BAŞKAN ŞÜKRÜ SARACOĞLU

Leyla ALUÇ  / Şanlı Fenerbahçe Dergisi

Spor sevgisi ile dolu bu onurlu insan, Fenerbahçe’ye aralıksız 17 yıl başkanlık etti.

Halk Çocuğu olarak dünyaya gelen Saracoğlu, hayatı boyunca halktan kopmamış, ömrü boyunca bu tutumunu sürdürmüştür. Onu, ne bulunduğu bakanlıklar, ne de başbakanlık gibi yüce makamlar, halk arasından çekip almıştır.

Saracoğlu, her spora karsı sonsuz bir ilgi duyardı. Spor kulüplerinin ve sporcuların daima koruyucusu olur, memleket sporunun kalkınmasına büyük çaba gösterirdi. Ancak, Saracoğlu’nun kalbinde, Fenerbahçe’nin ayrı bir yeri, ayrı bir sevgisi vardı. İstanbul’da olduğu zamanlar, Fenerbahçe’nin maçlarını kaçırmaz, hele pazar günleri, küçüğünden büyüğüne tüm takımları seyre gelir, büyüklü küçüklü tüm futbolcuları tanırdı.

Saracoğlu, Fenerbahçe’nin o doyulmaz oyunlarını seyrederken mest olurdu. 0 zamanki Fenerbahçe... 0 seçkin oyuncu topluluğunun sahada nakış işlediği, o Orta Avrupa futbolunun Türkiye’deki temsilcisi Fenerbahçe...

Ankara’da, kısıtlı zamanlarına karsın, Fenerbahçe’nin her maçında hazır ve nazırdı Saracoğlu. Maçın bitiminde oyuncuları kutlar, onlarla fotoğraf çektirmekten sonsuz: haz duyardı.

Bir sabah genç takım final maçına gelmişti. Fenerbahçe genç takımı demek, yarının A takımı demekti. Fenerbahçe’de dönen çark böyleydi. Kulüp olarak genç takımlara çok önem verildiği kadar, Saracoğlu da bu takımlara bel bağlar, oyuncuları dikkatle izlerdi. 0 gün Fenerbahçe’ nın genç takımı, 3 - 0 lik bir sonuçla şampiyon olmuştu. Maçın bitiminde Galip Kulaksizoğlu (kurucu üye) soyunma odasına gelerek, maçın 3 golünü atan kaptan, Süleyman’a "giyin seni Saracoğlu Şükrü Bey görmek istiyor" dedi. Genç futbolcu heyecanlıydı. Acele giyindi ve Galip Bey’le birlikte balkonda oturan Saracoğlu’nun yanına gitti. 0 büyük insan, o Fenerbahçe aşkı ile dolu insan, yanında oturan Muvaffak Melemencioğlu, Hayri Celal Atamer ve Zeki Rıza Sporel’e dönerek "Pek de ufak tefekmiş Halbuki sahada daha iri görünüyor" dedi. Sonra kaptana "Aferin, iyi oynadın, güzel goller attın. Bundan sonra çok çalış, Fenerbahçe’ye layık bir futbolcu ol" dedi. Fenerbahçe’ye layık olmak!.. 0 zamanlar hep bu amacın peşinde koşardı gençler.

Fenerbahçe böyle bir başkana sahip olmanın gururunu yıllar boyu hissederken, daima rahmetle anacağımız o eşsiz insan da hayatı boyunca Fenerbahçeliliği ile gurur duymuştu. Mekanı cennet olsun.

Fenerbahçe Stadyumu’nun adı, 22 Temmuz 1998 yılında alınan Yönetim Kurulu kararı ile Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu olarak değiştirildi

FENERBAHÇENİN MÜZESİ...

Müzemiz

Türkiye’nin Kupa Rekortmeni

Fenerbahçe Spor Kulübü, kupa konusunda, rakiplerine büyük üstünlük sağlamıştır. Halen faal olan spor dalları dışında, artık yapılmamakta olanlarda da bir çok şampiyonluklar ve kupalar kazanmıştır. Kurtuluş Savaşımız sırasında, işgal kuvvetlerinden oluşan ekiplerle de sık sık karşılaşan Futbol Takımımız, aldığı galibiyetlerle, Türk halkına moral vermiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımının, halen kırılamamış bir çok rekoru bulunmaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başarıları yalnızca futbolla sınırlı değildir. Olimpiyatlarda, güreş dışında alınan ilk altın madalya da, Fenerbahçeli bir atlet olan Ruhi Sarıalp’ten gelmiştir. Atletizm dalında takım halinde Avrupa Şampiyonu olan tek kulüp Fenerbahçe’dir.


 FENERBAHÇE  SPOR  KULÜBÜ MÜZESİ

Önce tarihi olmak, sonra  bu tarihe sahip çıkmak, ve nihayet bu tarihi  kültüre dönüştürerek  onu yarınlara aktarma çabası içinde  bulunmak, her kuruluşa nasip olacak bir övgü değildir. İşte; Fenerbahçe Spor Kulübü, sayısız zaferlerle  ve  sayısız gururlarla dolu olan şanlı kulüplerinin  tarihlerini,  dünyanın sayılı spor müzelerinden birini kurabilme becerisi içinde yılların ötesine en yakışır bir biçimde taşınmalarını gerçekleştirmiş, yeni müzesini ise önce tarihe, sonra da değerli spor ve sanatseverlere kazandırmıştır.

Başlangıcımız olan 1899 yılından beri, ne mutlu bu şanlı kulüp için kanını canını,  hizmetini terini  vermiş tüm o  şehitlere, sportmenlere, insanlara ki; böylesi  bir kulübün müzesi şeklindeki geleceğe açılacak mabedinde ölümsüzleşeceklerdir. Ve de yine  ne mutlu bu mabedi gezecek olan tüm  insanlara ki; bir tarihin içinde böylesi gururlarla dolu bir kulübe sahip olmalarındaki haz ile şerefleneceklerdir...

Tarih;  “Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi”  sayesinde, bu  kulübün geçmişi ve geleceği ile  övünecek  her  Fenerbahçe’liye,  bu gururlarını ilelebet yaşatma şansını veren  Sayın Başkan Aziz Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyeleri’ni her dem şükranla anacaktır.

Müzenin Yeri ve Bölümleri;
Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu Maraton Tribünü alt tarafında bulunan Fenerium’un karşı salonunda,  980 m2lik  bölümde yer alan   Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi’nde, şu bölümler    bulunmaktadır;
1.......Dünya’da futbolun  doğuşu  ile ilgili  özet dokümanların sunulduğu bir bölüm,
2.......Fenerbahçe Spor Kulubü’nün,  1907 yılında Nurizade Ziya  Bey başkanlığındaki üç kurucu üyemiz tarafından ilk kuruluş toplantısının gerçekleştirildiği ve  mumyalarıyla  canlandırıldığı odanın, döneminin eşyaları ile sunulduğu bölüm,
3..... Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, 1899 tarihindeki “Black Stocking” ismi altında kuruluş teşebbüsü dahil,  günümüze değin her  dönemde kullandığı  formalar, çoraplar, futbol ayakkabıları,  vs.  giysi çeşitleri ve  meşin topların sergilendiği  bölümler,
4..... Atamızın 3 Mayıs 1928 günü kulübümüzü ziyaretinin ve kulüp şeref defterini imzalama anının (mumyalı olarak) canlandırıldığı bölüm,
5…. İşgal dönemi sırasında Kurbalıdere’deki  lokalimizden,  cepheye silah kaçırılma anının mumyalarla canlandırdığı bölüm,
6….İşgal yıllarında,  İşgal Kuvvetleri’ne karşı kazanılmış olan ve “Milliyetçi Karşı Çıkış  Harekatı”nın ilk simgesi niteliğindeki “Harrington Kupası”nın,  İşgal Orduları ile  yapılan futbol müsabakalarının orijinal fotoğrafları eşliğinde sergilendiği özel bölüm,
7....Fenerbahçe Spor Kulubü’nün, yeni bulunmuş olan (1329/1913 ve  1339/1923 )  ilk iki nizamnamesinin asılları ile,  Osmanlıca’dan günümüz Türkçesine  çevirilerinin sergilendiği özel bölüm,
8... Kuruluştan itibaren kulübümüzün tüm branşlarındaki başarılarını simgeleyen kupaların,  şiltlerin ve  özel madalyaların sergilendiği bölümler,
10… Fenerbahçe Spor Kulübü’nün kuruluşundan itibaren bulunmuş, belgelerin, beratların, eski üye kartlarının, eski lisansların ve eski müsabakalardan fotoğrafların  tarihsel bir sıra içinde sergilendiği bölümler,
11… Fenerbahçe Spor Kulübü ile ilgili, gerek kulüp özel arşivinde yer almış ve gerekse de isimleri altlarında yazılı özel kişiler tarafından bağışlanmış eski maç biletleri, eski kulüp piyango biletleri, ve sair ephemeral materyallerin sunulduğu bölümler,
12.....Union Club Sahası’ndan  Şükrü Saraçoğlu Stadyomu’na kadar, stadın evrelerinin fotoğraf ve maket ile sunulduğu bölüm,
13….Eski maç ve gösterilerden filmlerin devamlı olarak sunulduğu “Sinema Odası”
14..... Kulüp tarihi  ile ilgili  bilgileri içeren kitapların yer aldığı, “Arşiv ve Kütüphane Bölümü” (Bilgisayar ağı eşliğindeki  istatistiki bilgilerin  sunulabilmesi için  çalışmalar devam etmektedir)

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ MÜZESİ’NDEN  ÇAĞRI:
Yıllar boyunca kazanılmış, terlerle, kanlarla, gözyaşlarıyla sulanmış bu gurur tablolarının yine yılların ötesine en yakışır biçimde taşımak bizlerin önce görevi sonra da onları  kazandıranlara karşı da kutsal borcudur.  İşte bu noktada, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne gönül vermiş olan bizlerin, de yarınlara karşı olan görevi başlamakta, kendimizin veya tanıdığımız kişi ya da kuruluşların, ellerinde bulunan spor alanında kazanılmış kupa, şilt, madalya, plaket, rozet, fotoğraf, bilet basılı eser ve sair hatıra mahiyetinde her türlü dokümanları, kulübümüze  kısa zamanda ulaştırmaları hususunda yardımları gerekmektedir. Müzemizde, belgelerin altında isimleri ile yer alacak olan bu arşiv sahipleri, yaptıkları bu hizmet ile tarihimize ışık tutacaklarının yanı sıra, başka kişilere de örnek olmaları  bakımından yarınlarda hayırla anılacaklardır. Saygılarımızla…

Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu
Tarih, Arşiv ve Müze Kurulu Başkanı
(Müracaat :    Fenerbahçe Müzesi   0216 /4495667’ 2028)


 

Futbol Şampiyonlukları

Futbolda, Türkiye’nin en çok kupa kazanan kulübü Fenerbahçe’dir. Takımımız, eski adıyla Türkiye Birinci Ligi, yeni adıyla Birinci Süper Lig’de 16 kez şampiyonluk sevincini yaşamıştır. Kupalarının arasında 16 İstanbul Ligi, 12 TSYD, 6 Milli Küme, 4 İstanbul Şildi, 1 İstanbul Kupası, 3 Türkiye Futbol Şampiyonası, 1 Spor-Toto, 4 Donanma, 8 Başbakanlık, 4 Türkiye, 2 Atatürk, 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası bulunmaktadır.

 

FENERBAHÇENİN TARİHÇESİ ...

                                  TARİHÇE-I



 

Kadıköy ve Fenerbahçesi;
İstanbul’un Kadıköy yakası; Allah’ın, yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı bir eşsiz yöre... Tarihlerin henüz 1900 yılına ulaşmadığı İstanbul’da, Kalamış’ıyla

Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si Moda’sı ile adeta bir rüya beldesi... Göz alabildiğine bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip bu yörede, doğanın insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği yıllar...

Ve de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansıyıp dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yıllara doğru aynı şevkle ışık saçacağı günlerin özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı sanki... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri...

Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu;
İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında İngiltere’de oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve yıllar geçmişti. Nihayet tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da oturan İngiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş alanlarında, futbolu oynamaya başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara sevdireceği pek tabii idi ve hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda süren monarşi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta mevcut cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eşlik edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili Çayırında yapılan bu futbol maçları ya da antrenmanları, Kadıköy halkının büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan, Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa civarlarından gelecek öbek öbek halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadıköy halkının ekserisi ikindi sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve Pazar değilse yani Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik Hasan’ın tuluat kumpanyası oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola koyulurlardı. Yok, eğer günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya doğru ya da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru yola koyulurlardı (*1). Omuzdaş kılıklı, burma bıyıklı tüylü tüysüz gençler, yanlarında boy boy çocuklarla hanım nineler ve de orta yaşlı hatunlar, Arap bacılar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kişiler, burada çayırı çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı, simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi burada arzı endam eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı. Ortadaki saha olacak alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk renk gömleklerinin kolları sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam soluk soluğa koşuşurlar, birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste mecelleşirler, güya da top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı gençler, Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider, topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var ki bir süre sonra, bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan İngiliz gençlerinin artık modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da oynadıkları futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran hayran seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara sebep oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir tutkuya dönüştürmeye başlıyordu.

Kadıköy Football Association ;
1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy ve Moda’nın çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya başladıklarında, İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya başlamışlardı bile (*2). Zira sosyal ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak ve rahat iki şehir olan Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol oyunu için ilk taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden, böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından oynanıyordu.

Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894 yılında İzmir’de “Football Club Smyrne”nin kurulması ile birlikte İstanbul - İzmir rekabeti izlemeye başlıyordu (*3). İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan James La Fontaine, 1889 yılında İstanbul’a yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin futbol-rugby karışımı bir oyun oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda dostluk kurarak, daha iyi bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti. Tarihler 1897 yılını gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy yakasında ilk kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı altında toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları oyunlarını Kadıköy’ün çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk bölümde geniş bir biçimde sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar halkın öylesine ilgisini çekmişti ki “Football Association” takımı, iki yıl içerisinde “İzmir Karması” ile karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya yönelmişti.

“BLACK STOCKING FC” Kuruluyor ;
Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padişahlığının sürdüğü o dönemde, mevcut monarşi rejiminin korunması amacıyla Türk gençlerinin dernek kurmaları yasaktı. Bu durum ise, yabancı ve azınlıkların top koşturdukları kendi topraklarında futbol oynamanın imkan ve zevkinden mahrum olan ve onların aralarına karışarak oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gıpta ile seyretmekle yetinen Kadıköylü Müslüman Türk gençleri arasında, sadece üzüntü değil aynı zamanda tabii ki öfke ve hırs da uyandırıyordu. İşte her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden, deniz öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Reşat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kuşdili’nde Papazın Çayırı adı verilen topraklarda meşin yuvarlağa vuruşlar yapan arkadaşları bu özlemin sona ermesini amaçlıyorlar, ve 1899 yılında da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hışımlarından korunmak amacıyla bir İngiliz adı altında Black Stocking FC (Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü) ‘nü kuruyorlardı. Ancak siyah çorap ve kırmızı üst formaları ile Türk gençlerinin oluşturduğu bu ilk Türk spor ve futbol topluluğu daha ilk maçlarında hafiyelerin baskınına uğruyor ve hemen dağıtılıyordu.

1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kuruluş Yılı
Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki bu ilk girişimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yıllarda kurulacak olan Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençlerin genelde aynı kişiler olacağıydı. Dolayısıyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kuruluşunu gayri resmi olarak 1899 yılında gerçekleştirmiş, ne var ki iki kez kapatılmaları nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmişti. Görülen odur ki; Black Stocking F.C. ya da Kadıköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karşısında birer araçtırlar (*4). Ayrıca İstanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri incelendiğinde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club (1899) ve Imogen (1900) takımlarının İngiliz uyruklular tarafından, Elpis (1900) takımının Rumlar tarafından, Black Stocking (1899), Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanlı uyruklular tarafından kurulmuş oldukları da zaten görülmektedir.

                                                      TERİHÇE-II

KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kuruluşu
Ama yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı gençlerin bir bölümü, aralarına yeni katılanlarla beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün hemen yakınındaki (şimdiki stadyumun karsısında) Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde muntazaman toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni takımı daha kurabilmenin çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi, yazılarında bütün ayrıntıları ile canlandıran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuası’na yazdığı “Kadıköyü’nde İlk Futbol” isimli makalesinde rastlıyoruz ;

(Aslı gibidir) : “ Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.

Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransızca Servet Gazetesi, bu maçlara dair teşvik yollu bir yazı neşretmiş. Fırsatı kaçırmayan namlı hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmuş: “ Kadıköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi (Sultan Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir cemiyet teşkil eylemişlerdir (oluşturmuşlardır). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-ı dikkat-i hümayunlarınızı celp ederim (padişahımın dikkatlerini çekerim). Ferman.”

Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayılması nedeniyle dini baskılı, ancak daha sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye teşkilatının baskınıyla bu girişimler de yine engelleniyor ve Kadıköy’lü gençler bir kez daha dağıtılıyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatların Atina’daki açılış gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtuluş)’da bir gurup Rum vatandaşımızın teşebbüsüyle “Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü” şaşalı bir biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yıl sonra tamamen Türk gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan “Kadıköy Futbol Kulübü” mevcut rejim nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini en az 5 yıl geciktirecek ve yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temeli de, yabancı egemenliği ve anlayışı ile atılacaktı (* 7).

İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de Kadıköy yakasında oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim vatandaşlarımızın, törenlerle kurdukları ilk kulüplerinin yaşama hakkını elde etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz tarafından girişilen her iki cesurane teşebbüsün gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi söndürmüyor, aksine, Kadıköy’de bir futbol kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel olamayacağı gerçeği ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadıköy’ün bağrından çıkacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmaları için, sadece sayılı yılların kaldığını da sanki artık iyiden iyiye hissediyorlardı.

Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş ; Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış. İstanbul’un her semti aynı sıcaklıkta aynı cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy yakasında gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi. Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın Çayırı solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, köşklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri küs gibi... Zira, içleri spor aşkı ile yanan Türk gençlerinin Kadıköy’de kulüp kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmiş, levanten ve gayrimüslim vatandaşlarımızın aynı isteklerine aynı saraydan izin çıkarken, Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki kez yenilmiş gibi. İşte bu nedenledir ki, gayri tüm Kadıköy halkı suskun, biraz da yaralı, Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir mahzun gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda mağlup gibi...

Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti, karşı uzaklardan perde perde sahile akarken, “ışıksız FENER, çiçeksiz BAHÇE ” misali biçare yarımada, mahzun bir eda ile karşı sahilindeki sarayın ufuklarına doğru bakıp bakıp kuruluş izninin çıkması hayali içinde “ Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” mısralarını yüreği yaralı fakat gönlü ümitle dolu bir şekilde sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi

                                       TARİHÇE-III

İSTANBUL’DA İLK “FUTBOL LİGİ” GÜNLERİ
Evet, istibdat ; bir başka değişle o dönemki mevcut “ mutlak hakimiyet ” rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkını Türklere yasak etmekteydi. İşte sırf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk gençlerinden oluşan arkadaşlarının Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma teşebbüsleri, gerek 1899 yılında Türkçe isim vermeden bir İngiliz ismi altında kurmak istedikleri “Black Stocking F.C./Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü” olsun, ve gerekse de 1902 yılında bu kez isim değiştirerek kurmak istedikleri “Kadıköy Futbol Kulübü” olsun, sarayca engellemişti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor kulüplerinin yabancılar ile gayrimüslimler tarafından oluşmasına sebep olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini ise en az 5 yıl geciktirerek, yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temelinin “yabancı egemenliği ve anlayışı” ile atılması neticesini doğuracaktı (*9).

Nitekim, Kadıköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen kapatılarak dağıtılmasının ardından, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kişiler hemen hemen tamamı İngiliz’lerden oluşan “Cadıkeuy Football Club“; (Kadıköy Futbol Kulübü) isimli futbol takımını kuruyor ve kuruluşunun iznini de alıyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan İngiliz gençlerin “Moda Football Clup”, 1904 senesinde de Kadıköylü Rum vatandaşların “Elpis(Ümit)Futbol Takımı”nı kurmaları izliyordu. Aynı yıl İngiliz elçilik gemisi “İmogene” nin de aynı isimde bir futbol takımı kurması üzerine, Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçekleştiren James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharında “Constantinople Football Liege” ( İstanbul Futbol Ligi ) adı ile İstanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11)

Cadıkeuy (Kadıköy), Moda, Elpis ve İmogene takımlarının oluşturduğu ligdeki organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi altında yapılan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe Stadının bulunduğu Papazın Çayırı’nda sürüyor ve halk tarafından da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi şampiyonluğunu İmogene Takımı, 1905 yılındaki ikinci Pazar ligi şampiyonluğunu ise Cadıkeuy (Kadıköy) Futbol Takımı kazanıyordu. Tarihler 1905 yılını gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından okulun çatısı altında kurulan Galatasaray Futbol Takımı, Kadıköy’deki Papazın Çayırı mevkiinde Kadıköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takımı ile maçlarına başlıyor ve 1906 yılından itibaren de İstanbul Futbol Ligine resmen katılıyordu.

1907, Resmi kuruluşa doğru
Gayri takvimlerin o en güzel yıl olan 1907 yılının ilk yapraklarını gösterdiği günler... Sultan 2. Abdülhamid Han, 33 yıllık saltanatının baskılı rejime dayalı son yılını yaşamakta olduğunun sanki farkında. Saltanatı ile uğraşanlarla boğuşmaktan futbol topu peşinde koşturanlarla uğraşmaya ayıracak pek fazla vakti ve de gönlü kalmadığından bu tür oluşumlara karşı uygulattığı baskıyı da, resmi de olmasa biraz gevşetmiş. Zaten gayri müslimler ile yabancılarca ortalama on yıldır oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de gönülleri biraz da alışmış. Kadıköy yakasındaki Kördere Sahası ile Kuşdili Çayırı’nda, o ilk yıllarda göz açtırmayan top uçurtmayan saraylı hafiyelerden görünürde eser kalmamış, Türk gençleri, resmi formalı olmasa da buralarda sanki rahat rahat top koşturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak “Beşiktaş” ile, Fransız Mektebi Takımı hüviyetini arkasına almış bir futbol kulübü olarak “Galatasaray”, kuruluş faaliyetlerini İstanbul yakasında gerçekleştirebilmiş ama, karşı kıyı Kadıköy yakası o dönem için adeta bir başka belde, adeta İstanbul’a taşra...

Nihayet, artık bu yakada da beklenen günlerin yakınlığı hissedilmekte. Kadıköy yakasında da güneş bir başka parlak, bahçelerde çiçekler bir başka güzel açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir başka ötüp, burundaki fener sanki bir başka parlak çakmakta. Zira, halkın içinden çıkacak ilk Türk kulübünün kuruluşu için kararın ve de onayının alınacağı çok önemli günlerin çoğu geçmiş, azı ise sanki artık gelmekte...

İşte, içinde bulundukları tarihin de desteğinden güç alan Kadıköy’lü gençlerden, Hariciye Nazırı Asım ve Server Paşa’ların torunu Londra Sefareti Başkatibi Nuri Bey’in oğlu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki (tümgeneral) Şevki Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey’in yeğeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Başpınar sokak 3 numaralı evinin selamlık katında yaptıkları bir görüşme sonucunda kuracakları takımın ilk fikir harcını atıyorlardı. Gerekli olan parayı da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu başkanlık şerefini, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayı Necip Bey’e de kaptanlık ve veznedarlık (sayman) görevini veriyorlardı.

Aynı görüşmede varılan fikir birliği ile de ; kuracakları kulübün adını oturdukları semtin güzelliğinden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharın sevimli müjdecisi papatyaların kıskançlık ve temizlik sembolü olan renklerinden yani sarı ile beyazdan alacaklardı.

Ertesi gün “Baker Mağazası”ndan forma kumaşları alınıyor, Fener armalı kırtasiye malzemelerinin siparişleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol Federasyon Başkanlığı görevini üstlenmiş kişisi James Lafontaine ile yapılan bir sohbette de sanki kendisinden icabet alınıyordu. Artık kurulacak olan kulübün ismi, başkanı, amblemi ve formaları seçilmiş, mesele sadece formaları giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmıştı. Bu konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Öğretmeni Enver ( Yetiker ) Bey üstleniyordu.

“Fenerbahçe Futbol Takımı”nın ilk kadrosu kuruluyor ;
Güneş bu defa, o en güzel yıl olan 1907 senesi ilkbaharının serince bir Pazar gününü aydınlatıyor ve Fenerbahçe semti de bu kez, ismini yıllarca şerefle temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalık gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadıköy’ündeki Kuşdili Çayırı’nda İngiliz ve Rum takımları arasında oynanan bir futbol maçını seyrettikten sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden oluşan bir grup, Moda İskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karşı kıyısında randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardı. Nuri zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Paşa zade Sezai Bey’in yeğeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakaplı Mühendis Asaf (Beşpınar) Bey ve S.Joseph Mektebi Türkçe öğretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada daha evvel gelmiş olan Hasan ve Hüseyin(Dalaklı), Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi Esat(Baydar), Yanya’lı Şevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardeşi Hamdan, Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakkı Saffet (Tarı),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile buluşuyorlardı(*12).

Çoğunluğunun, yakında kurulacak oldukları takımın ilk oyuncularını teşkil edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in İngiltere’den getirttiği; önü ve kolları düğmeli olan sarı beyaz yollu bol formaları, lacivert şort pantolonları ve sarı löverli yün çorapları ile, Fenerbahçe’nin çayırlarında ilk antrenmanlarını yapacakları gündü. Kısa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de kendi etrafında toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kıymet ifade eden ilk kadrosunu, olası olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri – Nasuhi , Şevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13), ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat şeklinde oluşturuyordu (*14).

Başta da değindiğimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki ilk girişiminde öncülüğünü yaptığı gençler ile, Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yıllarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençler, aslında yıllardır aynı ideali sürdüren hep aynı kişilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatılmaları, yasal faaliyetlerine ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmelerine olanak kılmıştı. Bir başka deyişle; Black Stocking F.C. ile, aynı amacı ve kaderi paylaşan Kadıköy Futbol Kulübü’nün isimleri, “Fenerbahçe Spor Kulübü”nün kuruluşu yolunda “amaç karşısında birer araçtı “(*15). Israrla tekrar ettiğimiz bu durum karşısında, 1940 yılında yapmış oldukları haklı bir tüzük değişikliği ile kuruluş senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldıran Beşiktaş Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçekleştirdiği gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazılı bir deklarasyonla kamuya ilan edip düzeltmemiz gereken gecikmiş gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulduğu yıl 1899’dur.

                   TARİHÇE-IV

Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe
Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor, böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak şerefi kazandırılıyordu (*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar) şeklinde başlıyor (*17) ve olası diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), 8) Şevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),... isimleriyle devam ederek sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadığı “Fenerbahçe Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arşiv ve bilgi toplamada en zorlandığımız kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr. Rüştü Dağlaroğlu’na ait (eski Türkçe ile yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan oğlu Sayın Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine ışık tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasında ; “kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin sıralandığı, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasında yer alması gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayışının, kendisini listenin doğruluğu hakkında haklı olarak kuşkuya düşürdüğü ifadesi” de ayrıca belirtilmektedir.

İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;
1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayısı çığ gibi artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sırf 1908 senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasında yerini alıyordu. Kısa zamanda Türk kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise, İstanbul’da yeni bir ligin kurulması ihtiyacını doğuruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni bir lig kuruluyordu.

Takımların sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol alanlarının sayısı da çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında; Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı, şimdiki stadın bulunduğu yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi yanındaki Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda Kemikçi Çayırı, Baklatarlası, İbrahimağa sahası ile, Rumeli yakasında; Taksim, Talimhane, Bakırköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti sahaları, ve de Boğaz’ın Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisarı, Küçüksu Er Meydanı , Beykoz Ortaçeşme sahaları mevcut sahalara eklenmişti (*18) .

Kuruluşu 1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sarı beyaz olan renklerini 1909 sonbaharında sarı laciverte çevirmiş (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de İstanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katılan ikinci Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk 5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasındaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin takımı ile, yeni kurulmuş bir semt takımı maçı şeklinde başlamış (*20), ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki İstanbul futbolundaki şampiyonluklar genelde bu iki Türk takımı arasında paylaşılarak, Türk futbolunun artık bir varlık olarak ortaya çıkması sonucunu doğurmuştu.

Kuşdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katılması ;
Fenerbahçe, “İstanbul Şampiyonluğu Ligi”ne ilk kez katıldığı 1909 – 1910 sezonunda beşinci oluyordu. 1910 yılı liginin başlamasına kısa bir süre kala da kulüpten ayrılmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birleşmesi gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapılan müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi istenen Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafından kabul görmedi. Buna karşılık, Kuşdili Kulübü Başkanı iken Fenerbahçe’ye katılan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye katmayı başardı ve bu başarısıyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan ve takımı yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti.


İlk Namağlup Şampiyonluk ;
Kadrosunu yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli yönü ise, Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum takımlarının şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk futbolunda şampiyonlukların artık Türk takımlarının olmasıydı. Bu şampiyonluk, kulübün itibarını bir anda yükseltip imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak Altıyol’da bir kulüp lokali kiralandı, lokalin açılışı ise üye sayısının çoğalmasına sebep oldu. Bu arada futbol dışında diğer spor dallarında da faaliyet gösterilmesine başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü adı , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüştürüyordu (*21).


Fenerbahçe’nin ilk rozeti;

Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte “sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece “milli renkler arasında doğan Fenerbahçe”nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.

İstanbul’da İşgal Yılları ; İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında gözlerine inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüş, bir gece içinde koca şehir işgal ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti. Dünyayı sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanılan “Harb-i Umumi” diye anılan “1. Dünya Savaşı”, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri mağlup Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi. Zırhlı araçlar cadde başlarını tutarken, sokakları dünyanın her yanından gelmiş her renkten ve her dinden askerler sarmış, Harbiye, karakollar, kaymakamlıklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar işgal ordularınca işgal edilmişti. İşgal üniformalı itilaf ordusu askerleri, sosyal yaşantı içinde her fırsatta halkı manevi baskı altında ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaşlarını vagonların sahanlıklarında vapurların ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrılmış bölümlere boş da olsa kimseyi sokmaz, yolcuların bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alaycı bir tavır içinde ve ağır hakaretler altında yaparlardı(*23). Evet, İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı günler gelip çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında sürgün gibiydi. İşgalcilerle birlikte yaşamak zorunda olan talihsiz İstanbul halkına, o güne kadar yaşadıkları, ne gıdasızlık, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir şey, “İşgal İstanbul’u ”na tanıklık etmek kadar onlara acı vermemişti. İşte bütün bu olumsuz şartlar altında halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı vardı ki, işte bu ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından çıkarttığı takımı tarafından “Fenerbahçe”si tarafından verilecekti.

İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe
Mütareke döneminde (1918 - 1921) işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz ve Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki futbol heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor, Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadığı toplam 80 maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına karşı kazanılan galibiyetler ise Türk takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.

Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın(*24) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer İstanbul’luların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da aldığı galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda en fazla iki bin kişinin izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7 bin kişinin hınca hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların ürkek mahcup yapılan tezahüratları, artık açık açık, yüksek sesle hep bir ağızdan dile getiriliyordu; “Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa, ”.

Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.(*25)

                       TARİHÇE-5

Atatürk ve “Fenerbahçe”si;
Fenerbahçe’nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi. “ İttihad ve Terakki’nin bir kolu olduğu ” ithamı ile işgal kuvvetlerinin devamlı olarak bastırması sonucunda kulübün kapatılma çalışılmaları ortamına rağmen, yurdun düşmandan kurtulması yolunda üstlendiği tarihi misyonu en ulvi bir biçimde yerine getirerek, bir başka idealde de yarınlara örnek olacak olan Fenerbahçe Spor Kulübü, aydınların, işgal yıllarının acılı şehit ailelerinin, hulasa Türk ulusunun şeref ve cesaret duygularının yurda adeta armağanı oluyordu. İşte bu nedenledir ki ulu önderimiz Mustafa Kemal Paşa, 1918 yılında ilk spor kulübü olarak Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ziyaret ediyor ve de kulüp şeref defterinin nezdinde de, tarihin altın sayfalarına da şu mısraları geçiyordu; “ Fenerbahçe Kulübünün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş (takdirle şereflendirilmiş) bulunan asar-ı mesaisini(yaptığı üstün çalışmaları) işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmetini (üstün hizmet veren kişileri) tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası (yerine getirilişi) ancak bugün müyesser (mümkün) olabilmiştir. Takdirat (takdirlerimi) ve tebrikatımı (tebriklerimi) buraya kayt ile (kaydetmekten dolayı) mübahiyim ( mutluyum).

3. 5 . 1334 (1918). Ordu Kumandanı
(Yıldırım Orduları Gurup Kumandanı) : MK (İmza)


Kulüp binası yangını ve yurdun Fenerbahçe sevgisi;
Türkiye’de ilk defa çeşitli spor şubeleri açan kulüp olma ünvanına sahip olan Fenerbahçe, 1913 yılında tanzim olunan ikinci nizamname ile atletizm, kürek, yüzme, atlama, yelken, patinaj, tenis, çayır hokeyi, boks, kriket gibi spor dallarıyla da meşgul oluyor, yıllar içinde de futboldan başka, masa tenisi, eskrim, jimnastik, avcılık, su kayağı, atlama, bilardo, salon futbolu, otomobil, atıcılık, sutopu, bisiklet,halter, güreş, basketbol,izcilik,patenli hokey, voleybol, vs, gibi toplam 25 spor şubesi içeren 35 spor dalında sayısız başarılara imza atıyordu.

Büyük milletinin muazzam sevgisiyle nurlanan ve kucaklanan Fenerbahçe, muhtelif branşlarda devamlı hamlelerle bu artan sevgiye hak kazanırken, kuruluşunun 25. yılında 5/6 Haziran 1932 gecesi vukuu bulan hain bir yangın, koca bir varlığın kupalarından üye kayıt ve maç defterlerini de içeren belgelerine kadar gelmiş geçmiş bütün maddi eser ve izlerini siliyordu. Fenerbahçe’nin uğradığı felaket bütün yurtta bomba etkisi yapıyor, Fenerbahçe Kulübü İdare Heyeti’nin, üzerinde henüz dumanları tüten kulübün enkazı karşısında, gazete ve radyolara aynen aşağıdaki sözler ile verdiği tebligat ise yürekleri dağlıyordu (*26) ;
“ Sevgili yuvamız, 25 senelik spor hayatımızda elde ettiğimiz şeref ve galibiyet, hatıraları ile birlikte yanmıştır. Bugün, maddi spor vesaitimizden de tamamen mahrum kalmış bulunuyoruz. Yek değerlerimize karşı sarsılmaz itimat, muhabbet (sevgi) ve tesanüt (dayanışma) havası içinde, yıllarca süren müşterek emeklerimizin muhassalasının (elde edilmiş sonucunun) enkazı karşısında derin bir teessür (üzüntü) duymamak kabil değildir. Mahvolan manevi kıymetlerin maattessüf (ne yazık ki) tamiri imkansızdır. Şu kadar ki, 25 senedir kazandığımız muvaffakiyetlerin hatıralarını kalbimizde daha büyük bir vecd (heyecan) içinde yaşatmak, bu hatıraları Fenerbahçe gençliğine kitap halinde hediye etmek gene mümkündür. Hatta ilk vazifelerimizden biridir. Kupalarımız, bayraklarımız yanmıştır. Fakat yüreğimizdeki hatıralar canlılığını kaybetmeyecektir. Başta Ulu Gazimiz olmak üzere; kulübümüzün mesaisini takdir eden kıymetli yazıları taşıyan hatıra defterimiz kül olmuştur(**). Fakat bizim emeklerimizi takdir etmiş olan büyük şeflerimiz, memleketini seven memleketin idealine candan bağlı, çalışkan, tesanüt (dayanışma) ve muhabbet(sevgi) çerçevesi içinde Türk gençliğini gene himaye edeceklerdir. Hayatın mütemadi bir mücadele olduğunu, mücadelesiz, ızdırapsız, elemsiz, hayatta gerek ferd ve gerek millet itibariyle muvaffak olmak imkanı olmayacağını Türk gençliğine hatırlatan Büyük Gazinin nasihatleri bu elemli günlerimizde, bizim için en büyük teselli ve kuvvet membaı olacaktır. Fenerbahçelileri, kulübümüzün maruz kaldığı felaket nispetinde büyük olan vazifeye davet ediyoruz. “

Felaketin hemen ertesi günü Türkiye’nin o zamanki en büyük gazetesi “Cumhuriyet” ve ardından da “Milliyet” gazetelerinin “Fenerbahçe’ye Yardım” ismi altında başlattıkları kampanyalara teberruda bulunmak üzere bütün memleket adeta yarışa giriyor, yeni kulüp binası inşası ve beraberinde de kulüp sahasının satın alınmasına katkı amacıyla yapılan ilk bağışı ise, 19 Haziran 1932 tarihinde İş Bankası eliyle 500 TL. göndermek suretiyle yine Atatürk yapıyordu(*27). Aynı amaçla tertiplenen 14 Temmuz 1933 keşideli Fenerbahçe Eşya Piyangosu’ndan elde edilen 17 bin TL. hasılat da, yine bu ilk tahta stadımızın yapılmasında kullanılıyordu.

(**) Bu yangında kül olduğu zannedilen ve içinde kulüp ile ilgili 1914 senesinden itibaren tutulmuş şeref kayıtlarını içeren meşhur maroken kaplı hatıra defteri ise, 7 Nisan 1944 tarihinde, onu enkaz arasında bularak alan ve saklayan meçhul bir şahıs tarafından, kulübümüz üyesi (merhum) Gazeteci Kenan Onan Bey’in Vatan Matbaası’ndaki masasının üzerine, 12 yıl sonra tekrar Fenerbahçe Kulübü’ne iade edilmek üzere bırakılıyor (*28) ve böylece Atatürk’ün “kulübümüze o meşhur ithafının” da içinde bulunduğu bu büyük hazineye, önce tarihimiz ve sonra da kulüp müzemiz yıllar sonra tekrar kavuşuyordu.

Stat mülkiyetine sahip ilk spor kulübü; Fenerbahçe
1923 senesinde Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kurulmasıyla Türk sporuna yeni bir yön veriliyor, bu tarihten sonra ise Fenerbahçe’de büyük bir kalkınma görülüyordu. O, teknik üstünlüğü sayesinde Orta Avrupa futbolunun Türkiye’deki temsilcisi haline geliyor, yıllar yılı hep milli takımın belkemiği olarak da Türkiye’nin en sevilen kulübü oluyordu.

İlk adı “Silahtar Ağa Sahası” iken, sonraları “Papazın Çayırı”, “Union Kulüp Sahası”, ”İttihat Spor Sahası” ve nihayet 25 Ekim 1929 tarihinde de(*29) “Fenerbahçe Stadı” ismini alan 36 dönümlük stat mahallimiz, 6 Temmuz 1932 tarihinde 500 TL’sinin Atamızın verdiği 9000 TL. karşılığında (1000 Reşat Altını) satın alınıyor ve böylece yurtta stat mülkiyetine sahip ilk kulüp olmak şerefi de yine Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ait oluyordu. Hem de öyle ki; Türk gençliğinin üzerinde spor yaptığı ilk stadı olmasının yanı sıra, Büyük Kurtarıcımızın bizzat kendileri tarafından büstleri ile şereflenmesine müsaade ettikleri yegane stat da olarak.

Son
Fenerbahçe Spor Kulübü’müz, bugün yalnız İstanbul’un değil, tüm yurtta milyonlarca taraftarı bulunan ve yüz yıla yakın bir süredir hemen tüm spor dallarında Türk sporuna öncülük ettiği için büyük sıfatını yerden göğe kadar kazanmış bir kulübümüzdür. O, zaman zaman şampiyonlukları elden kaçırsa da, zaman zaman mazisini aratır bir görüntüde kalsa da, yıllarca tarihe tırnaklarıyla kazıdığı büyüklüğünden hiç bir şey yitirmeyecektir.

 

Evet, taa en başta, 1900’lerdeki kuruluş yıllarını anlatırken söze nasıl mı başlamıştık? ; “... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçe’sinin bağrından çıkaracağı takımını, önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri...”

Gayri, şimdi de sözün sonundayız; “ Ve de İstanbul, deniz üzerindeki siluetini uzaklardan perde perde koya yaklaştırırken, Fenerbahçe Burnu’nda yankılanan bir beyaz ince uzun fener, yıllar boyu Türk sporuna sembol olmanın gurur yorgunluğu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha uzaklara, daha da öte uzak yıllara doğru, aynı inançla, aynı coşkuyla ışığını hep saçacaktır